N. TALHA KARABOĞA / KAPLUMBAĞALAR

KAPLUMBAĞALAR

Özge Yalın, yağmurlu bir günün sabahı uyanarak yüzünü yıkamak için banyonun yolunu tuttu. Saçlarını düzeltip üstünü giyindi.  Kahvaltı yapmak için mutfağa gitti. Hemen süt ısıttı ve içine kahve koydu. Ekmeğine reçel sürüp onun üzerine tereyağı sürdü. Karnını iyice doyurunca siyah güneş gözlüklerini takıp montunu giydi. Beyaz şemsiyesini de alarak evden dışarı çıktı.

Yağmur kesilmişti. Ama rüzgâr hala deli gibi esiyordu. Sokak hayvanları bile rüzgârdan etkilenmiş havada süzülerek gidiyordu. Birden havada giden bir kaplumbağa ile göz göze geldi. Kaplumbağa ona el sallayarak selam verip yoluna devam etti.

 Özge havaya baktı. Yağmur yeniden yağmaya başladı. Ve bir anda gözlüğü yere düştü. Özge, gözlüğünü gözüne geçirmeye çalıştı ama olmadı. Yüzü yerinde yoktu. Sonra yağmura temas eden diğer uzuvları da yavaş yavaş silinmeye başladı. Elleri, bacakları… İyice görünmeyene kadar… Birden rüzgâr öyle bir esti ki havada süzülüp gitti Özge. Rüzgâr onu bir binanın önüne getirdi: Yıldız Apartmanı.  Sicim sicim yaşlar düştü olmayan yüzünden. “ Zamanı geldi demek, ” diye geçirdi içinden.  Apartmanın duvarlarına baktı. Üçüncü katında bir dairenin perdesine takıldı gözleri.

Bir kız çocuğu gördü orada. Doğumundan beri hep kaçılmış. Ana babası bile zor bakmış onun yüzüne. Gözleri yüzünden. Bir gözü mavi öbürü kızıl. Aman etmişler. “ Ne bu böyle zebani gibi,” Lanetlemişler. Hiç yanına yanaşılmamış. Sonradan büyümüş bu kız. Okumuş kurmuş kendi hayatını. Ama soyadı hep onu takip etmiş.

Özge, derin bir nefes alıp binaya girdi ve en tepesine çıktı. En mutlu olduğu yere.  Yavaş yavaş korkuluğa ilerledi. Aşağıya eğilip son kez baktı dünyaya. Ve bir anda attı kendini, bıraktı aşağıya.  Ve yavaş yavaş geri geldi vücudu. Gözleri ile son kez gökyüzüne baktığı an gülümseyip elini uzatan bir kaplumbağa sürüsü gördü. Elini onlara uzattı ve sonsuz maviliğe doğru ilerledi. Özge Yalın, artık yalın değildi.