ALİ ER/CİN ALİ’NİN ÇIKMAZ SOKAĞI

CİN ALİ’NİN ÇIKMAZ SOKAĞI

    “Cin Ali bile çizemem, yeteneksizim! Sınıfımızda bir çocuk vardı acayip karakalem portre çizerdi.”…  Adeta bir körlük yaşıyoruz resim konusunda. Bu toplumda herkes şiir yazarken neden herkes resim yapamaz? Her çocuk eli kalem tutar tutmaz çizmeye başlar oysa. Çocuğun dünyaya geldiğinde kullandığı ilk ve en güçlü iletişim yöntemidir resim. Hem de öğretmen görene kadar ciddi ciddi özgüveni tam bir ressamdır çocuk. Ne zaman ki okul görür, işte o zaman başlar sorun. Ana sınıfındaki boyama kitapları başlı başına bir kalıp makinesi gibidir. O zamana kadar özgürce çalışıp özgün figürler üreten çocuk bu aşamada kalıp figürler yapmaya zorlanır. Çocuktan herkes gibi yapması beklenir. Aynı ağaçlar, aynı kuşlar, aynı evler, aynı aynı, hep aynı…  İşte bu aşamada işin esprisi bitmiştir. Çocuk bilmediği bir dilde konuşmaya zorlanır ve konuşamayınca da küser. Tıpkı benim gibi. Beş yaşına kadar etkili bir biçimde kullandığı dili terk etmek zorunda kalır. Öğretmen ve ebeveyn ortaklığında çocuk yeteneksiz olduğuna ikna edilir. Çünkü doğru bir tanedir! Ve herkes o doğruyu tekrarlamak zorundadır! Ve çocuk düşünür: “Doğru bir taneyse ve ben bunu yapamıyorsam o zaman ben iflah olmaz bir yeteneksizim.”.  Peki kim karar verdi çocuğun yeteneksiz olduğuna? Hangi yeterlilikle bu sonuca varıldı?

    En travmatik yanı da “yeteneksizliğinin” doğrudan söylenmeyip hissettirilmesidir çocuğa. Ve bu aşamada çocuğun duygu dünyası kısırlaştırılıp hadım edilmiştir. Fiziksel anlamda ilk tasarımı ve üretimi en sevdikleri tarafından değersizleştirilmiştir. Bunun telafisi yoktur artık. 

    Kendi haline bırakılsa, hiç müdahale edilmeden resim yapmaya devam etse bile çocuk yetişkin olduğunda doğal olarak resim yapıyor olacaktı. Doğuştan getirdiği bu özgün dili rahatça kullanabilecekti. Yani resim yapıp yapmamak bir yetenek ya da yeteneksizlik değil tercih meselesidir.

    Resim yapamayacağımız okullarda öğretilmiştir bize. Bütün yapamayacaklarımızın da okulda öğretildiği gibi. Ne yazık!                                                  

    İşin bir diğer boyutu, her yapılan resim sanat olmak zorunda değildir. Böyle bir amaç gütmeyebilir. Her ressam sanatçı olmak zorunda değildir, ustalık yeter. Usta sanat yapan değil, ustalık sanat yapanın sadece bir özelliğidir. Kopya resimde ustalaşabiliriz pekâlâ, bu bizi sanatçı yapmayabilir. Zorunda da değiliz. Ama hepimiz çok iyi resim yapabiliriz. Ama hepimiz…                             

     Atölye çalışmalarımızda atölyeye giren her çocuğun aslında resim yapabildiğini görüyorum. İçlerinde birkaç “yetenekli” çocuk dışında kimse resim yapabileceğine inanmıyor önce. Aradan birkaç hafta geçtiğinde “yetenekliler” kadar olmasa da (yetenekliler: sürekli desteklenmiş ve yaptıklarından dolayı sürekli ödüllendirilmiş çocuklar) gayet güzel resimler yaptığını görüyor ve buna çok şaşırıyorlar. Marifeti bende arıyorlar ama ben sadece onları yapabileceklerine ikna ediyorum. Zaten var olanı hatırlatıyorum o kadar.

    Belki de en büyük sorunlardan biri de sınavlar. Daha ikinci sınıftan itibaren sanat eğitimi dersleri (Görsel Sanatlar, Müzik) yerine matematik işliyor öğretmenlerin çoğunluğu. Liseye gelene kadar hiç görsel sanatlar dersi görmediğini söylüyor çocukların önemli bir bölümü.

    İddia ediyorum, herkes resim yapabilir. “Yetenek” yalanına inanmayın. Farklı insan gruplarıyla resim yaptım; hatta bir bakım merkezinde ilkokul mezunu şizofren hastalarla da çalıştım. Aynı direnci onlar da sergiledi başta; ama sonunda orada çalıştığım üç sene içerisinde iki büyük resim sergisi açtık. Aslında sorun yetenekle ilgili değil, teknikle ilgili; aslında sorun yetenekle ilgili değil, pratikle ilgili. 

    Kasmayın, resim yapın insanlar. Fırçayı kapın, kalemi alın elinize. Bir yüzey bulun boyayın, çizin özgürce. Gelin çizdiklerinizi konuşalım yorumlayalım beraber. Ha, teknik mi öğrenmek istiyorsunuz. Bulun beni, kahveler benden. Bir portre çizmek, manzara, natürmort resim vs. yapmak tamamen teknik konulardır. Bir de küçük matematik ister.

Sanatsa derin anlam ister, bazen öykü ister üstüne. Sürdüğün boyaya, attığın çizgiye anlam yüklersin. Dekoratif anlamda duvarınızı süslemenin yanında süreğen bir olay ve sürekli daha da çoğalan yorumlamalarla zenginleşen bir “şey”e dönüşür yaptığımız resim.

    Resim yapın insanlar. Resim yapan çocukları da cesaretlendirin yeter.

4 thoughts on “ALİ ER/CİN ALİ’NİN ÇIKMAZ SOKAĞI

  1. Ali öğretmenimle geçirilen her gün her dakika yeni bir şey öğreniyorsunuz. Sadece resim değil neredeyse hayatın birçok alanında… Bize ne kadar çok şey kattığını anlatmak mümkün değil. İlk başlarda sanki boşa çabalıyormuş gibi hissediyorsunuz. Yeteneksiz birisi resim yapamaz gibi bir algı zaten var -Ali öğretmenim çok da iyi bahsetmiş-. Ama Ali öğretmenim yaptığı şeyi çok iyi biliyor. Onun atölyesine girmek onun öğrencisi olmak bile farklı olduğunuzu hissettiriyor. Elde edeceğiniz kazanımlardan hiç bahsetmiyorum bile kendisine çok çok teşekkür ediyorum. Her ne kadar beni içine kapanık birisi olarak tanısa da son derslerde söylediği “Kendisi küçük ama içinde çok büyük şeyler var.” sözü kadar beni mutlu eden çok az şey vardır tekrar teşekkür ediyorum Ali öğretmenim.

  2. Ali Hoca’mın öğretmenliğini görmüş biri olarak söylüyorum, kesinlikle unutulmayacak bir adam. Kendisi bana yeni ufuklar açtı. Sanki sihirli bir dokunuşla çizim yeteneğimi çok daha güzel seviyelere getirmeme yardım etti. Tuvale özgürce vurduğum her fırça darbesi bu değerli insanı hatırlayış ve teşekkür olsun.

  3. Ali Öğretmenim:
    Yazınızı okudum. Emeğinize sağlık. Bir öğretmen dersini öğrenciye sevdirerek yaptırmalıdır. Bilimsel, demokratik, özerk eğitim bütünüyle bakmalıyız. Yazınızda psikolojik yaklaşımınızda var. Bence biraz daha yazınızı genişletip yazabilirsiniz düşüncesindeyim. Birde bu yazdığınız konuyla ilgili toplulukta anlatım yaparsanız, bunun altını doldurmuş olacağınıza inanıyorum. Yotube kanalınız varsa bunun ile ilgili bir sunum yapın, paylaşın… Sevgi ve saygımla.

  4. hepimiz resim ya da edebiyat dersinde yaşadık bunları…neresinden dönsek kardır diyerek yola devam…teşekkürler sevgili Ali Er…sevgili Çığ dergisi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir