HATİCE ALTUNAY/TEVFİK FİKRET DENİLİNCE

TEVFİK FİKRET DENİLİNCE…GELECEĞE AYNA TUTAN ŞAİR

Kuşlar uçar,

Ben koşarım.”

Onların kanatları var,

Benim kanadım kollarım.

Kuşlar kanadını çırpar,

Ben de kolumu sallarım.

Uçun kuşlar, uçun kuşlar,

Hepinizle yarışım var.

                      Tevfik Fikret

     Ben oldum olası yaşıtlarımdan önce okuduğum için Tevfik FİKRET ile ilkokul sıralarında tanışıvermiştim. Onun “Şermin” adlı kitabını bir solukta okumanın tadına varınca belleğimde kalıverdi şiirleri. Ne güzel bir söyleyişti o, “Uçun kuşlar uçun kuşlar/ Benim kanadım kollarım.”

   Tevfik Fikret’in “Rengin” adlı şiirine bayılmıştım. Ablasının adı kedisinin adı… Evin içinde dönen kıskançlık veren sevgi…

Beyaz kedim,
Siyah kedim,
Sarı kedim,
Adı “Rengin” olsun dedim.

Rengin ablamın adıdır;
O şimdi kızacak bana,
Fakat öğretmenim söyledi ya?
Rengin demek renkli demek,

Çocukluğumda düşünmüştüm bizim kedimiz renkli olsa da Rengin adını verseydim kapkara bir yumak…Nasıl da yerleşivermiş belleğime dizeleri sıcacık.

  Şairimiz ölüm döşeğinde yazdığı çocuk şiirlerini gençlere ağır dili ile ulaşamayacağını düşünerek, şarkıya dökülebilecek yalınlıkta dupduru çocuk saflığında dizeler yazmıştır.

     Yazın dünyasının en karamsar şairi olarak altı çizilivermiş; oysa döneminin tek toplumcu sanat anlayışını başlatan Galatasaray Lisesi öğretmenidir. Döneminin adını bilimin kapısı olarak sanatla bütünleştiren de odur.  Servet-i Fünun Dönemi’nde yalnızca kendisinin toplum için sanat varlığı dikkat çekicidir.

     Bugün öğrencilerime gururla anlatırım tek başına dimdik hak, adalet için verdiği savaşı. Sis şiirinde aslında Tevfik Fikret İstanbul’un debdebeli yaşantısını bir doğa olayının içinde en keskin vurgusuyla anlatmıştır. İstanbul için yazılmış ilk gerçekçi toplumcu şiirdir.

     Gençlere yönelik dünyası gelecekçi ve aydınlıktır. “Promete, Ferda” şiirlerinde görebiliriz.

        Ben gençlik döneminde de önceden şiirlerini okuduğum için çok mutluydum. Şairimizi, varlık yayınlarından harçlığımdan biriktirerek Son şiirleriyle öğretmenimin anlatılarından önce tanışmıştım. Onun cesurluğu, haksızlıklara karşı boyun eğmeyişi beni çok etkilemişti.” İşte bir yol ki hep çakıl ve diken/Geçeceksin yarın bu yoldan sen.”* ile başlayıp devam eden dizelerinde o yol içinde acı çekmeyi göze almış güçlenmiştim. Beni ilkin olduğu gibi gençliğimde de ondan güç aldığım şairlerin başında geliyordu. Kırılgan ve alıngan yapısı şiirlerine de yansıyordu çünkü o şiir yazmıyordu; yaşıyordu tümüyle gerçekliğini, samimiyetini.

     Tevfik Fikret için yapılacak en büyük tenkit sanat dilidir. Dilini Arapça ve Farsçanın ağır sarmalından kurtaramayan şair ölüm döşeğinde gençlere hitap edemeyeceğini anlamış “Şermin” adlı şiir kitabı ile çocuklarımızın diline şarkılı oyunlu yerleşmiştir.

      Şairin “Hak bildiğin bir yolda tek başına gideceksin.” sözü gelecek kuşaklara ilham olmuş, Atatürk “Hak bildiğin bir yola tek başına değil ardından bir kitleyi sürükleyeceksin.” sözüyle Tevfik Fikret’in izinde taçlanmış, mucize diyebileceğimiz bir yığın devrimleri yapmış, yenilikleri sırasıyla gerçekleştirmiştir. Sanat geçmişi yinelemek değil, geleceğe ışık tutmaktır. Atatürk’ün kişiliğinde olduğu gibi…

       Fikret kim ne derse desin “Han-ı Yağma “şiiri ile beraberinde toplumsallığı, yağmalama, şaşaalı yaşamı dile getirirken günümüz gerçekliğini, varsıl ile yoksul arasındaki adaletsiz büyümeyi ne güzel anlatmıştır. Yiyin yutun hapır hapır… “Ben onu bir yazın öğretmeni olarak anlatıyorum, şiirlerini okutuyorum belki içlerinden birileri acılarına düğüm atarak mücadeleci yollarında yürürler.

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın gider ayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 Sanatın ufuklar açtığı şairlerden biridir Tevfik Fikret. Edebiyat-ı Cedide adını Fen dergisiyle değiştiren yegâne bilimsel düşünen, aydınlık ufuklar açan şairimizin ruhu şad olsun.

*”İşte bir yol ki hep çakıl ve diken,

Geçeceksin yarın bu yoldan sen…

Geçeceksin, ayakların yorgun,

Ellerin şerha şerha, bağrın hun.

Sen yoruldukça yol uzar, artar ;

Çalı dişler, taş ağrıtır, yırtar ;

Çırpınır her dikende bir parçan.

Yine sen , pür-emel önünde uçan

O esiri hayali kapmak için

Atılır, yırtınır ve inlersin.

Varsın uçsun, bugün değilse yarın

O senindir, mükedder olma sakın.

Koşan elbet varır, düşen kalkar;

Kara taştan su damla damla akar;

Birikir sonra bir gümüş göl olur,

Arayan hakkı en sonunda bulur.”-

    Tevfik Fikret

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir