KEREM UZUNÖZMEN/ SAHİ NEYDİ SEVMEK?

Kadıköy’de Bahariye Caddesi’nden Moda’ya doğru yürüyordum her zamanki gibi. Şubat, ayazını iyiden iyiye hissettiriyordu. Çiseleyen yağmur yerini sağanağa bıraktığında küçük sevimli bir kafeye attım kendimi sıcak bir kahvenin fena gitmeyeceğini düşünerek. Benimle aynı fikirde olmalılar ki kısa sürede yağmurdan kaçan insanlar bir anda kafeye doluştu. Sırılsıklam olmuş bir halde kahkahalar eşliğinde genç bir çift girdi içeri. İmrendim açıkçası! O duygularla, o heyecanla ve o yaşlarda hayal ettim kendimi.

   Yağmurdan ıslanmış montlarını sandalyelerinin arkasına asarak oturdular yerlerine birer kahve söyleyerek. Yeni sevgili oldukları konuşmalarından, tavırlarından belliydi. İyiden iyiye dikkatimi çekti.  Öyle ya, merak ediyordum yeni nesil nasıl ifade ediyordu kendini. Yakalayacak mıydım o gencin davranışlarında geçmişteki ‘ben’i ?

   Bir an ilk randevum geldi aklıma, yine burada Kadıköy’de, Saray Muhallebicisinde’ydi. Kütüphaneye gitme bahanesi ile kendimize ayırdığımız kocaman kısalıkta tam üç saatimiz vardı. İki lafı bir araya getiremeyip susmalarımız, göz göze geldiğimizde istemsiz gülmelerimiz, sonra aynı anda söze girip sen söyle, hayır sen inatlaşmalarımız…Susuyorduk belki ama gözlerimiz değiyordu gözlerimize. Çok şey anlatıyorduk ama dökülmüyordu sözlerimize. O an güzeldi; çünkü kalbinin ritmini yükselten insanla aynı masada gözlerinin içinde olma ihtimali. Bir de dönüş yoluna geçtiğimizde elimin eline dokunduğundaki içimde bıraktığı hissi unutmadım hiç.

   Derken kahveleri geldi taze aşıkların. Birer yudum aldılar çok üşüdüklerini yineleyerek. Ardından aynı anda diyebileceğim zamanda telefonlarını çıkardı her ikisi de. Çocuk bir paylaşımını gösterdi kıza sosyal medyasından sonra kız başka bir paylaşım çocuğa. Usul usul yaslandılar oturdukları koltuklara ve gömdüler kafalarını ellerindeki o illüzyona. Bazen birinin yüzünde bir tebessüm bazen bir şaşkınlık ifadesiyle hiç ayırmıyorlardı gözlerini telefonlarından. Arada bir kaldırıp kafalarını birbirlerine öpücük göndererek o soğuk, o samimiyetsiz tavırlar… Sanki biri onları orada zorla buluşturmuş gibi vaktin dolmasını bekliyorlardı.

Düşündüm. Ne ara tüketmişlerdi cümlelerini ya da neden hiç uzun uzun birbirlerine değmedi gözleri. Birbirlerinde bulamayıp da ellerindeki sınırsız dünyada buldukları şey neydi. Sevmek, bir zamanı, bir ânı, bir mekânı birlikte yaşamak birlikte paylaşmak değil miydi? Konuşmasan da bakmak gözlerinin içine… Uzun uzun ben anlatamıyorum işte, gözlerimden anla der gibi… Hani hiçbir şey yapmasan da o gözlerin içine gülerek.

Sahi neydi bu zamanda sevmek?

AYNALAR

Çok farklı göründünüz gözüme aynada.

Söyleyin bana sahi kimdiniz siz?

Yılların yorgunluğu mu o gördüğüm

Nedir bu yüzünüzdeki derin iz?

Büyük hayalleriniz vardı,

Anlatırdınız durmadan,

Bomboş bakıyor gözleriniz şimdi!

Dokunmadılar mı kalbinize yormadan?

Daha sık görürdüm sizi önceden

Kendinizle konuşmayı bıraktınız mı?

Herkesin her şeyi olmak için,

Söyleyin kendinizi kanattınız mı..?

Kaç zaman daha görürüm sizi?

Kaç zaman sohbet ederiz bu aynadan?

Sahi hiç yaşamayacak mısınız siz?

Bir gece o yıldız gökten kaymadan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir