MUSA DİNÇ/ YAŞAYAN ÖLÜYDÜ

YAŞAYAN ÖLÜYDÜ

Öykü yazma ilhamım dürterek alelacele uyandırdı beni. Bu sabah çok erken kalktığımı, karanlık oluşundan anladım, lambayı yaktım ve bilgisayarın başına geçtim; belli ki çok etkilenmişim, yoksa bu yazma dürtüsü bende oluşmazdı.

Evet, yaşayan ölüydü o zaten. Onun ölüm haberini tiyatrocu dostum Uğur Uz’dan dün akşamüzeri aldım.

Kimden söz ettiğimi eminim ki merak etmişsinizdir; aslında merak edilecek bir durum yok. Tanınmış, ünlü, şan-şöhretli veya varlıklı biri değildi; o sahipsiz, bir sokak insanı, zavallının biriydi. Toplum içinde bir zerrecik insancıktı.

“Pekâlâ, tanıyor muyum bunu?”

Anlatayım efendim: Yaz aylarının en kavurucu günlerinden biriydi. Didim / Altınkum Plajı tıka basa doluydu. Kumsalda şemsiye ve şezlonglardan adım atabilecek metrekare neredeyse yok gibiydi. Eğlence, müzik, türkü barlar gırla, marjinal düzeydeydi. Turistler için cennetin bir köşesiydi Altınkum sahili, oluk oluk para akıtılıyordu. Yurt dışından gelen gurbetçi vatandaşların cepleri dövizlerle sıcacıktı, esnafın yüzü gülüyordu; yaz ayları onlar için altın yumurtlayan tavuk gibiydi.

İşte tüm bu kalabalık yığınlar içinde bu adamcağız yalnızdı ve bu yalnızlığından, dert ve tasalardan sıyrılmak adına şaraba sığınmıştı. Evet, o bir şarap düşkünüydü, hatta tutsağı; yok yok tamamıyla şarap bağımlısıydı o.

Adını, sanını bilmem; ama onunla yaşadığımız bir anekdotumuz var elbet. Tiyatrocu Uğur ile Altınkum / Yalı Caddesi’nde tatlı bir sohbete dalıp yürüyorduk. Yanımıza biri geldi, üstü başı dağınıktı; sokaklarda çöp eşeleyen bir görüntü sergiliyordu, bize hitaben; “Şarap rızası için sizlerden beşer lira rica ediyorum, “dedi.

Bir gülme tuttu bizleri, tereddütsüz dileğini yerine getirip her birimiz beşer lira verdik.

“Ne yapacaksın?” dedik.

“Şarap parasını denkleştiriyorum, tamamlandığı gibi gidip şarap alacağım, “dedi.

Onun açık sözlülüğü yüzü hürmetine istediğini vermiştik.

“İyi o zaman, şimdiden afiyet olsun.” dedik ve ayrıldık yanından.

Yaz aylarının o şatafatlı cicili bicili bolluk günleri sayılıydı. Havalar serinleyince ve günden güne soğuyunca Altınkum / Yalı Caddesi’ndeki o görkemli günler de kasvetli bir hal aldı, tenhalaştı ve turizm sezonu sona erince, esnafın o güleç yüzü de soldu.

Yürüyüşlerimde bazen karşılaşırdım o zavallı adamla. Ya duvar dibinde, önünde ispirtoyu aratmayan bir şişe şarabıyla sarmaş dolaş görürdüm. Çok acırdım, ama elimden bir şey gelmiyordu; bir keresinde evden giymediğim bir kazağımı getirip ona vermiştim. Bir sefer de ona bir öğün yemek harçlığı vermiştim. Hani Yılmaz Güney’in ‘Zavallılar’ adlı bir filmi vardı ya, işte bu adamcağız da aynen o zavallılardan biriydi; hatta o filmdekilerden de durumu kötüydü. En azından cezaevinde sıcacık bir oda da ve üç öğün yemek yiyebiliyorlardı.

Bu zavallının yaşam karşısında hiçbir şansı yoktu. Kimsesizdi, barınabileceği yer yoktu; o bir sokak insanıydı. Gece, gündüz hiç fark etmez; yaz, kış hep sokaktaydı. Sokakta yaşayan kedilerin ve köpeklerin bile bir barınakları vardı, ama onun bir barınağı dahi yoktu.

En son bir bankta paçavraya dönüşmüş, kirden solmuş bir yorgana sarılmış olarak görmüştüm. Umutsuz bir vaka gibiydi. Göz göre göre açlıktan, susuzluktan, gıdasızlıktan, sefalet yaşamdan günden güne eriyip gidiyordu.

Beni en çok üzen sosyal hukuk devleti olan bir ülke olarak hep övünüp dururuz. ‘Afrikalı yoksullara bu kadar yardım yapıldı’ diye vakıflar, cemaatler ve diğer hayır kurumları reklam yarışında olurlar.  İnanç bağlamında “din kardeşiyiz” nakaratları bu zavallı adamda hiç işlemedi.

Sendikalar, insan hakları, belediyeler, sosyal güvenlik kurumları, huzur ve bakımevleri bu adamın yarasına merhem olmadı / olamadı.

Göz göre göre bu adam fiziksel ihtiyaçlar noktasında iflas etti ve bu dünyadan göç etti, belki de bu onun için bir kurtuluş oldu.

Bu zavallı adam kimdi? Ne gibi sorunları vardı da içkiye sığındı veya bağımlı oldu?

Etiyolojine bakmak ve sorgulamak lazım. Eşinden mi ayrıldı? Yuvası mı dağıldı? İflas mı etti? Düşman sahibi miydi? Cezaevinde yatmış bir eski sabıkalı biri miydi? Çoluk çocuğu var mıydı? Ölümcül kanser hastası mıydı?

Tüm bu soruların elbette yanıtları vardı, ama bilinen tek bir gerçek var: Cenazesi morga kaldırıldı ve sonrasında malum, kimsesizler mezarlığına defnedildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir