SEDA ÖZLEM BAŞPINAR/Nargis Kasırgası

NARGİS KASIRGASI

Zaman ne kadar da acımasızca işliyordu, iliklerimde hissediyordum acısını. Hani iyileştiriciydi, yaraları sarardı?

Derin bir sükunete bürünmüş, kendini kaptırmış, aldanmış gidiyordum. Adeta, savruluyordum. Nereye gittiğimi bilmiyordum, nereye gitmem gerektiğini ve hatta nereye, kimle gitmemem gerektiğini dahi bilmiyordum. Zaman denizinde kayığa binmiş, hayat limanına yetişmeye çalışıyordum. Yanımdan geçen tekneler, vapurlar savuruyordu beni. Düşecektim kürek çekmekten başka çarem yoktu. Bu kez olmaz, bu kez düşemezdim. Bir kez daha yenilemezdim. Kayığın tek tahta parçası kalana dek mücadeleden vazgeçmeyecektim.

Hayat limanına varmıştım işte. Sanıyordum ki varılması gereken en son noktaydı bu liman. Mücadelem bitecek, yorgunluğum dinecekti. Öyleyse bu fırtına da neyin nesiydi?

Önce sert bir rüzgar karşıladı beni, ardından fırtına selamladı ve kasırga devam etti. “Hoş geldin! Tsunami seni bekliyor.” En hazırlıksız anımda, savunmasız yakalanmıştım. Kaçsam, ne vaktim ne dayanağım vardı ve tsunami dev hortumunun içine almıştı beni. Çıktığımda saçım başım savruk, dilim damağım kuruydu. Kendimi uçurumun kenarında buldum ve son sözü tsunami söylemişti: “Hayat, şimdi başlıyor!”

Kısa bir baygınlığın arkasından kendime gelmiştim. Gözümü açtığımda tsunaminin sert kollarındaydım. Tuhaf ki canım acımıyordu. Anlamak istercesine ona baktığımda “İçindeki kırılganlık gitti. Artık seni, hiçbir rüzgar, hiçbir fırtına yıkamaz. Çünkü; sen kasırgasın, Nargis Kasırgası’sın!” dedi. Sertliği ile Nargis Kasırgası’ydım artık ben. Narsist bir ‘Nargis’ dim artık ve sıra bendeydi. Düştüğüm yerden kalkacak, kırıldığım yerden kıracaktım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir