SÜMEYRA AĞAOĞLU/KAPININ ARDINDAKİ

KAPININ ARDINDAKİ

” Kapıyı uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz.”

 Leonardo da Vinci

Gözlerim bulanık, hiçbir şeyi net göremiyorum. Giderek durağanlaşıyor bedenim. Zihnimin duvarlarına balyozla vuruyorlar, teker teker üzerime yıkılıyor düşüncelerim.  Artçı deprem sonrası enkaz altında kalmış gibiyim.  Her taraf zifiri karanlık, tutunacak bir şeyler arıyorum. Sol tarafımdan birdenbire sızan ışık hüzmesine doğru çekilmeye başladı ellerim. Bu girdaptan nasıl sağ çıkabilirim? Tanrım, sen yardım et!  Tutunamıyorum!

Uykusundan apansız vurulan kapının sesiyle irkildi.  Günü yatarak geçireceği bir zamanda hangi densiz kapıyı böyle çalabilirdi. Yüzü bembeyaz olmuş dudakları sararmıştı. Çoğunluğu kırlaşmış olan saçları şakaklarını kapatıyordu. Üzerindeki giysiler pejmürde, vücudu kan ter içinde görünüyordu. İlk yaptığı iş duvarda asılı duran saate bakmak oldu. Daha sabahın körü diye mırıldandı içinden. Her gün uzlet sürdürdüğü aynı kısır döngüyü yaşıyordu. Bugün de dün de farklı değildi onun için. Oldukça dar görünümlü olan bu odada bir somya yatak ve hemen yanında bir vitrin duruyordu.  Eskimiş fotoğraf albümleri, fersude kitaplar, kahve fincanları, bakır cezveler, mumlar ve birden çok kibrit kutusu duvara monte edilmiş rafta istiflenmişti. Zeminde her yeri eprimiş bir kilim seriliydi. Üzeri buruşturularak atılmış tezkirelerle doluydu. Öfkeyle yataktan kalktı, dizleri birden kaskatı kesildi. Tepetaklak düşmemek için yatağın başucuna tutunmaya çalıştı. Cansız gibi hissettiği ellerinin kıpırdamadığını fark etti.  Yüreğini yerinden oynatan bu korku giderek bedenine olta iğnesi gibi saplanıyordu. Endişeyle gözlerini aşağıya çevirince her iki eli bileklerinden koparılmış gibi yerinde yoktu. Kendinde gördüğü bu noksanlıkla birlikte büyüyen göz bebekleri yuvasından çıkacak gibi etrafa dehşet saçıyordu. Soğuk bir ürpertiyle titremeye başladı. Ellerini düşünerek bir işe de yaradıkları yoktu zaten diye geçirdi aklından. Kollarından aldığı destekle ayağa kalkmaya çalıştı. Yaşadığı bu durum gerçek olamazdı. Böyle şeyler sadece korku filmlerine konu olurdu. Bu karabasanın sona ermesi için lavaboya gidecek, çeşmeyi açıp başını suyun altına tutacak her şey yeniden normale dönecekti.  Yatağıyla banyo arasında on adım kadar mesafe vardı. Güçlükle bir adım daha atmaya yeltendi. Ayağı atıl durumda duran daktiloya takıldı. Yüzüstü çuval gibi yığıldığı yerde sürünerek banyoya ulaşmaya çalışıyordu. O sırada kapı yüksek sesle tekrar vuruldu. Bitsin artık bu kabus diye haykırışı odada bir artçı sarsıntı daha yarattı. Yaşadığı gerilimin etkisiyle donup kaldı. Titreyen sesiyle kim o diye seslendi.

-Benim diye cevap verdi kapının ardındaki.

-Sen de kimsin? Ne istiyorsun benden?

-Tutunmanı ve ayağa kalkmanı.

-Hiçbir yere tutunamam.

– Düştüğün için mi korkuyorsun?

-Sana açıklama yapmak zorunda değilim, git buradan!

– Zor bir dönemden geçtiğini görüyorum. Korkma ben buradayım.

-Rahat bırak beni, benim kimseye ihtiyacım yok!

-Duyman gereken şeyler var.

– Hiçbir şey duymak istemiyorum.

-Sen kapıyı açana kadar bekleyeceğim.

– Ne yaşadıklarım ne de sen gerçek değilsin biliyorum.

-Kendini böylemi avutacaksın. Kapıyı açmadan bilemezsin. Gerçekten neden geldiğimi hiç mi merak etmiyorsun?

      Birkaç dakika boyunca gözlerini kapatarak derin derin nefes alıp vermeye çalıştı. Gücünün tükendiğini hissediyordu. Kapının ardında onu bekleyen korku kalbini öyle sıkıştırıyordur ki konuşmasına mecal bırakmıyordu.

 Korkuya teslim olma.  Yeniden başlayabilirsin. Cesaret edersen tutunmana yardım edebilirim.

Hayatım boyunca kendimi kitap yazmaya adadım. Var olduğum günden bu yana tek ilgilendim şey sadece yazmaktı. Yıllardır tek bir satır bile yazamıyorum. Tıkandım, sen bunun benim için ne demek olduğunu anlayabilir misin?

Seni durduran ne o zaman?

Toplumun zevksizliği ve hasedi. İnsanlar gıpta ettiği kişilerin yazdıklarıyla ilgilenmiyor sadece yaftalıyorlar. Bunları duymaya artık katlanamıyorum.

Yapmak üzere çabaladığın şeyin yapamayacağın hissine kapılmış olmana şaşırmadım. Hayatımızın her döneminde içimizdeki yüksek yargıcın yaptıklarımız hakkında aksi konuştuğunu duyabiliriz. Bu yargıcın yaptığı tek şey sadece bizi yıkıcı sözlerle aşağı çekmektir. Buna teslim olmayacaksın. Zihninde duyduğun bütün sesleri kapatmanın zamanı gelmedi mi?

Ben yazmazsam yaşayamam ölürüm. Meğer hiçbir şey yazamamak insanın durmaksızın kendisiyle konuşmasıymış çok geç anladım. İşleyen ellerim vardı, kıymetini bilemedim. Onları da benden aldılar şimdi. Söyler misin, şimdi bana bu halde nasıl yeniden başlayabilirim?

Muvaffakiyetsizliğe olan korkunu yenmek için önce geri gideceksin. Başarmak için başarısız da olacaksın.  Geçici başarısızlıkların seni yenmesine izin vermeyeceksin. Sen sahip olamadıkların değil henüz gerçekleştiremediklerinsin. Bu bir yolculuk varacağın bir nokta değil. Tek bir şeye ihtiyacın olacak o da sadece kendine tutunmak. Hatırla içinde var olan yaratıcı gücü kalk artık ayağa! Sımsıkı kenetlen kendine.  Aç şimdi kapıyı ve sana getirdiğim fırsatı yakala!

 Kapının ardındakinin söylediği her söz içine berraklık saçmıştı. Giderek bütün bedeninin tarif edilemez bir huzurla kaplandığını hissediyordu. Korku yerini cesarete, öfke yerini yeniden ilham veren düşüncelere bırakmıştı. Parmaklarında başlayan karıncalanmadan ellerinin canlandığını anlamıştı. Yeniden yerinde olduğunu görünce ne çok kıymetli olduğunu gerçek değeriyle görmeye başladı.

Uzun uzun çalan zilin sesiyle derin bir uykudan uyandı. Gelen postacıydı. Elinde kapalı bir zarf duruyordu. Üzerinde Reşat Başar’a yazdığını okuyunca donup kaldı. Bu yaşta kimden neden bana mektup gelsin bir yanlışlık olmasın dedi postacıya. Hayır efendim adres burası imzanızı alabilir miyim? Kalemi tutmakta zorlanan parmaklarını gizleyemedi.  Adının ve soyadının baş harfleri olan R ve B ‘nin  yanına  nokta koyarak zarfı aldı. İçinden sarı bir teksir kağıdı çıktı. Sağ üst köşede yıl 1919 yazıyordu.

En üretken olduğu otuzlu yaşlarda kendisine gönderilmek üzere yazdığı mektupta;

Bugün altıncı kitabımın altıncı baskıya girmesinin mutluluğunu yaşıyorum. Biliyorum yazamadığım zamanlarda gelecek Reşat Efendi. Bir gün tükendiğini düşünürsen sakın umutsuzluğa kapılma. Dönüp arkanda yazarak bıraktığın izleri hatırla. Nefes aldığın sürece kendine inanmaktan asla vazgeçme!

Kâğıdın en altında; yazdıklarımı okuduysan mektup eline ulaşmış demektir. Hayatta olman ne büyük şans! Unutmadan sana söylemeliyim, kapının ardındaki bendim.

25 thoughts on “SÜMEYRA AĞAOĞLU/KAPININ ARDINDAKİ

  1. Bu güzel çalışma için sizi canı gönülden tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim.

  2. Seni o güzel vicdanlı merhametli yüreğinden öpüyorum can dostum kalemine aklına ruhuna beynine sağlık daha ne söyleyebilirimki çok tebrik ediyorum seni nicelerine diyorum.

  3. Kutlarım Sümeyra. Öyküyü satırlara taşımanı çok akıcı buldum. Sıkılmadan okunuyor. Ne güzel..! Ayrıca konu da ilginç…

  4. “Nefes aldığın sürece kendine inanmaktan asla vazgeçme” şahane bir yazı olmuş yüreğine sağlık canımm👏👏❤️

  5. Kapının Ardındaki hikayesi, insanın içsel dünyasındaki karanlıklarla yüzleşmesini ve yeniden doğuşunu etkileyici bir şekilde ele alıyor.

    Hikayede, baş karakter Reşat’ın yazamama korkusu ve depresyonuyla mücadele ederken yaşadığı zorlu içsel yolculuk, derin ve dokunaklı bir şekilde anlatılıyor.

    Yazar, karakterin yaşadığı duygusal ve psikolojik krizleri oldukça gerçekçi ve samimi bir dille betimliyor.

    Özellikle, kapının ardındaki gizemli sesle yapılan konuşma, karakterin içsel rehberi veya geçmişteki kendisi olarak yorumlanabilir.

    Bu, hikayeye mistik bir boyut katıyor ve okuyucuyu daha derin düşünmeye sevk ediyor.

    Hikayenin ana teması olan korkunun yenilmesi ve içsel gücün keşfedilmesi, ilham verici ve motive edici bir mesaj taşıyor.

    Reşat’ın, korkularıyla yüzleşip yeniden cesaretini kazanması, okuyucuya umut ve cesaret aşılıyor.

    Yazarın, başarısızlıkların doğal olduğunu ve bunların üstesinden gelebileceğimizi vurgulaması da önemli bir ders niteliğinde.

    Dil ve üslup açısından, hikaye oldukça zengin ve betimleyici.

    Yazarın, karakterin içsel dünyasını ve duygusal durumunu detaylı bir şekilde aktarması, okuyucuyu hikayenin içine çekiyor.

    Metaforlar ve sembollerle zenginleştirilmiş dil, hikayeye derinlik katıyor.

    Genel olarak, Kapının Ardındaki hikayesi, içsel mücadelelerin ve bu mücadelelerle başa çıkmanın önemini vurgulayan güçlü ve etkileyici bir eser.

    Özellikle yazarlıkla ilgilenen veya içsel krizler yaşayan okuyucular için ilham verici ve düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor.

    SENİ TEBRİK EDİYORUM.
    BÖYLE BAŞARILI HİKAYELER, TOPLUMA YÖN VERMESİ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİDİR. DEVAMINI BEKLİYORUM.

    EMEKLİ ÖĞRETMEN
    İlyaz AYAYDIN
    ilyazayaydin@hotmail.com
    Tel: 0546 635 6620

  6. Seninde dediğin gibi “Dönüp arkanda yazarak bıraktığın izleri hatırla. ” Hayatına dokunduğun insanları imza bekleyen çocukları ve kendi kat ettiğin yolu hatırla elini kalbine kalemine sağlık canım

  7. Muhteşem. Çok etkilendim. Bu gün mevsimsel bir rahatsızlığın da etkisiyle çok moralsizdim. Bu öyküyü okuduktan sonra büyük bir enerji aldım. Teşekkür ederim.

  8. Şu zaman ki insanın duygu düşüncelerinki girdabın içerisinde yaşam savaşı verirken, anlamlı hikayende insanın bununla tekrar savaşabilme düşüncesini anlatan bir kitap olmuş. Duygu geçişlerini insana ilham veren zihninize ve kalemize teşekkür ediyorum. En kısa zamanda kitap çıkmasını bekliyorum ellerize sağlık..

  9. Canım sümeyram harika bir yazı yazmışsın yine ve yeniden kutluyorum seni tebrik ediyorum. Daha nicelerine

  10. Seni tanıdığım her günde yazarak yeniden doğuyorsun, öyle güzel bir yazı olmuş ki , emeğine, güzel yüreğine, kalemine sağlık ablacım, mürekkebin bol olsun 🥰

  11. Hayırlı günler Öncelikle yazıyı çok beğendim çok etkileyici Dün düşündüğüm bir şeyin üzerine denk gelmesi de çok anlamlı ben bu sene üniversite sınavına girdim balkonda otururken Bununla ilgili bir hayal kurmuştum üniversiteyi kazanmışım sınıfta boş bir masa üzerinde adım yazıyor Hayalimin devamı yoktu sonra hüzünlendim neden tamamlayamadım güzel bir hayali .ölümle bağdaştırdım hemen diye okulu bitirdiğimi bir işe girip çalıştığımı Hayal edemedim diye cesaretim ve gücüm Bu kadarına mı yetiyor diye düşünmüştüm. Bu yazı çok iyi geldi Öncelikle teşekkür ederim. yazıdan anladığım ise ışığın ya da karanlığın içimizde olduğu ve duygularımızın ona göre şekillendiğini gayretin gerekliliğini Öğrenmiş oldum Bizi biz yapan hissettiklerimiz gayretimizle yapabildiklerimiz ve bazen bazı şeyleri kendimize hatırlatabilmemiz…..vesselam..

  12. Gerçeklik ve fantastik kurguları birleştirerek yazdığınız bu hikayeden oldukça keyif aldım. İlgiyle takip ediyoruz. Ceren Aslan

  13. Çok mutlu oldum Gülizar Hanım, hayatinizin sizin için önem arz eden döneminde öykümü okumanız ne hoş bir tevafuk…Kıymetlı yorumunuz için teşekkur ediyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir