ZAFER KÖSE’NİN “KUŞ SESLERİYLE” ROMANI RAFLARDA
Olaylar, iki büyük toplumsal hareketin çevresinde gelişiyor: 2013 Gezi Direnişi ve 1979-80 yıllarında Fatsa’da yaşanan toplumsal mücadele.
Dönemin birey üzerindeki etkisi ve evrensel varoluş meselesi ele alınıyor. Özellikle hırslı insan ile mücadeleci insan karşıtlıkları üzerinde duruluyor.
Hırslı insan, sahip olma güdüsüyle ve büyük bir enerjiyle bazı hedeflerin peşinden koşarken, içinde yaşadığı koşulların sürekliliğine hizmet eder. Mücadeleci insan ise, kazanan tarafta yer alma kaygısı duymadan, koşullarına direnen bir hayat yaşar.
Kuş Sesleriyle, hırslı kişiliklerin en büyük tutkusu olan “başarı” ve “mutluluk” kavramlarına köklü biçimde eleştirel yaklaşmayı amaçlıyor.
Roman, Yusuf’un ve Pelin’in dönüşümlü biçimde anlattığı olayların arasına Yeliz’in eklediği bölümlerle ilerliyor. Böylece farklı açılardan bakan iki kahramanın anlattıkları, olaylar arasındaki ilişkileri bilen üçüncü bir anlatıcının penceresinden görünür hale geliyor:
Yusuf, çalıştığı işyerindeki kariyer mücadelesini anlamsız ve yozlaştırıcı bulmakta, fabrikada çalışmak zorunda kalmayacağı bir hayat kurabilmek için ticari girişimler yürütmektedir. Sermayesi olmadığından krediler kullanmakta ve riskli sözleşmeler yapmaktadır.
Ancak işleri beklediği gibi gitmez. Üstelik kim olduğunu bilmediği bir kişinin, gizemli biçimde ticari girişimlerini bozduğu ortaya çıkar.
Tam bu sırada, başvurusu olmadığı halde Çerkezköy’deki bir fabrikadan iş teklifi alır. Ticari faaliyetlerine de zaman ayırabilmek için yıllık izne ayrılarak Çerkezköy’e gider. Burada kendisine genel müdürlük teklif edildiğini öğrenir. Ticari işlerinin bozulması ile bu beklenmedik iş teklifi arasında bir bağlantı olduğunu fark eder.
Çerkezköy’de tanıştığı Yılmaz, Yusuf’un bugüne kadar bilmediği bir geçmişin kapısını açar. 1984 doğumlu Yusuf, hayatı kendisiyle birlikte başlamış gibi yaşamaya alışmıştır. Yılmaz ise sağlık sorunları nedeniyle 1985’ten sonrasına yeni anılar ekleyememektedir; her gün yaşadıkları, gece uyuyunca hafızasından silinmektedir. Yusuf, onun anıları sayesinde hem kendi ailesinin geçmişine hem de ülkenin önceki kuşaklarının deneyimlerine ilişkin gerçeklerle karşılaşır.
Bu geçmişin önemli bir parçası, Fatsa’da 1979-80 yıllarında yaşanan toplumsal deneyimdir. Fatsa’da iktidar ve mülkiyet tutkusundan uzak bir hayatın geliştirilmiş olması, Yusuf’un bugüne kadar benimsediği yaşam biçimini sorgulamasına yol açar.
Yusuf’un geçmişiyle ilgili başka gerçekler de Yeliz’in anlattıkları aracılığıyla ortaya çıkar. Böylece Yusuf, hırs ve intikam duygusuyla hareket eden Mazhar’ın hikâyesini öğrenir. Mazhar’ın küçüklüğünden beri hayranlık duyduğu amcasını örnek alması, insanın kişiliğini geliştirme meselesini derinleştiren bir konuya dönüşür. Ayrıca, Mazhar’ın büyük mirasının önemli bir bölümünün akrabası Yılmaz’a kalacak olması, geçmişteki hesapları yeniden gündeme getirmiştir.
Yılmaz’ın sağlık durumu ve miras meselesi, Yusuf’un karşılaştığı gizemli olaylar arasındaki ilişkileri giderek görünür hale getirir. Yusuf, yalnızca kendi geleceğiyle değil, geçmişten uzanan bir hesaplaşmayla da karşı karşıya kalır.
Yusuf’un eşi Pelin ise aynı günlerde, çalıştığı fabrikadaki ekonomik kriz nedeniyle zorunlu izne ayrılır. Gezi Parkı’ndaki direnişe katılan arkadaşı Sezin’i ziyaret etmek üzere parka gider.
2013 yılındaki Gezi Direnişi’nin son günlerinde, polis saldırısının ardından direniş çevredeki sokaklarda sürerken Pelin de barikatlarda yerini alır. Burada yaşadığı deneyimler, hayata bakışını köklü biçimde değiştirir.
Pelin, daha önce insanları çoğu zaman rakip veya potansiyel bir tehlike kaynağı olarak görürken, Gezi Parkı’nda dayanışmanın ve ortaklaşmanın başka bir hayat duygusu yaratabildiğini deneyimler.
Yusuf, Çerkezköy’de geçirdiği on üç günün ardından Pelin’i bulmak üzere direniş alanına gelir. İkisi de son haftalarda yaşadıkları deneyimleri birbirlerine anlatmak için sabırsızlanmaktadır.
Birkaç hafta önceki hayallerin ve hedeflerin yerini yeni sorular almaktadır:
İnsanları yönlendiren “başarı” ve “mutluluk” hedefleri nereden gelir?
Evlilikte rekabet mi, özveri mi, dayanışma mı belirleyicidir?
Bir insanın dünyaya bakışı, içinde yaşadığı toplumsal koşullarla ne ölçüde değişebilir?
Geçmiş kuşakların deneyimleri bugünün insanına nasıl ulaşır?
Kişisel hafıza ile toplumun ortak hafızası arasında nasıl bir ilişki vardır?
İnsanların birbirini rakip olarak görmek yerine dayanışma içinde yaşadığı başka hayat biçimleri mümkün müdür?