NİLÜFER AL
24 Aralık 1954’te Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde doğdu ve aydınlanma kültürüyle yoğrulmuş bir ev ortamında büyüdü. Adana Kız İlk Öğretmen Okulu ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde eğitim gördü. Edebiyata duyduğu ilgiyi her dönem canlı tuttu; öykü ve denemelerinden bazılarını “Zor Olan Öncesiydi” adlı kitabında topladı. Sanatla da güçlü bağlar kuran Al, uzun yıllar pastel, yağlıboya ve karakalem çalışmalar üretti; eserleri Virginia’daki White House Galeri’nin yanı sıra Adana Sanayi Odası ve Büyükşehir Belediyesi fuayelerinde sergilendi. 2020 yılında yayımlanan ilk romanı “Annemin Kızı” insan ilişkilerinin kırılganlığını ve varoluşun temel temalarını işleyerek dikkat çekti. 2021’de yayımlanan “Renk Tangosu” ise trajik kayıp, adalet arayışı ve psikolojik derinliği bir araya getiren psikolojik-varoluşçu polisiye kurgusuyla okurlar tarafından ilgiyle karşılandı. Nilüfer Al, aynı dedektif karakterini merkeze alan son romanı “Av Kapanı” ile seriyi sürdürdü.

ANNEMİN KIZI
Jülide ve Çiçek Göçmen kızlarıydı. Aile, geçmişinin anılarını taşıyabildikleri eşyalarının arasına yükleyip Bursa ‘ya göçmüşlerdi. Selanik’ten Silistre’ye bağlar kurmuş ,oralarda azınlık, buralarda göçmen denilen insanlardı.
Jülide, babasının üzerine geçirdiği görünmez kafesle büyümüş; şarkılarını, umutlarını ,hayallerini ancak kendisine söyleyen romantik bir genç kızdı. Bursa’dan İstanbul’a özgürlükten korkarak özgürlüğe gidiyordu. Hayalindeki aşkla tanıştığında, söyleyemediği duygularının kilidini kırmaya çalışırken, yaşamın sert fırtınasıyla kırbaçlanacağını da öğrenecekti. Öyle ya, gökyüzünü kucaklayan modern rezidanslarda, doğunun sert törelerinin hala yaşadığını bilebilir miydi?
Çiçek ,”İş faşisti” lakabı takılacak kadar sert görünen, başarılı bir iş insanıydı ama evinde açık yarasını dağlamak için savaş veriyordu .”Olamaz! diye bağırdım. Et parçaları avuçlarıma doluyordu. Et parçaları! Bebeğim, düşlerim,hayallerim,umutlarım et parçalarıyla avuçlarımdaydı. Ölmenin öbür adı neydi ? Neydi duyuramadığım çığlıklar!” “Ölüm bizi ayırana dek” diyerek evliliğini mühürlediği erkek, gerçekten o büyüyü sürdürmeyi başarabilecek miydi?
Sumru, Jülide ve Çiçek’in yaşamını geçmiş zamanlardan izleyerek onları gölgeliyordu. Sınır tanımayan aşkı, berrak sesiyle yıldızlara uzayacağını sandığı Bergen olma hayali, ihtirası, sakatlığından tüm insanları suçlayan kini, acısı, entrikaları ve terk edilişi… Terk edilen yalnızca kendisi değildi; düşleriyle evreni doldurduğu hayal kelebekleri de gece karanlığında eriyerek bataklığa gömülmüştü. Sumru bilinç sıkışmışlığının dağılmasıyla kendisi, kendisinden kopmuştu. Her genç kızı düşürecek yaşamının trajik sonu ,Julide ve Çiçek’in yaşamını nasıl mühürleyecekti?

RENK TANGOSU
Öldüren kişi katil, ölen kişi mağdur mu? Ya her ikisi de katilse mağdur kim?
İntihar eden bir üniversiteli kız. İntihar değil, cinayet diyen aile. Cinayet zanlısı, görevden uzaklaştırılan eski narkotikçi bir kadın memur. Yıllardır sürmekte olan mahkeme.
İntihar eden genç kızın kardeşi “Çilingir” lakaplı Özel Dedektif Kemal. Elektrik kontağı sonuçlu yangında hayatını kaybeden büyük patron ve yedi çalışanın ölümündeki büyük giz.
Kemal, eski narkotikçinin görünmez baskısını somutlaştırmaya çalışırken, bir yandan da kendini gizemli olayların içerisinde bulur. Yıllar önce helikopterden indiğinde pervaneyle başı gövdesinden kopan kadının trajik ölümünü takip eden acımasız entrikalar peş peşe birbirini takılırken…
Görünmeyen şiddetin en güçlü cellat baltası olduğunu öğrenir özel dedektif.
Masumiyet yalnızca çocuklara aittir.

AV KAPANI
Bu oda, bu duvarlar senin ağlama duvarındı Pars; belki de tek günah çıkarma yerindi. Cinayetlerini bu duvarlara anlatıyordun. Çünkü burada hüküm sendeydi. Bir ölüm, “kaza” süsü verilmiş bir cinayet… Ve karanlıkta gizlenen bir hakikat.
Mert’in ölümüyle başlayan olaylar, Doruk’u çıkışı olmayan bir oyunun tam ortasına sürükler. Kız kardeşi Sara gerçeği sezgileriyle ararken, Komiser Yardımcısı Neşe farkında olmadan ölümcül bir ayrıntının parçası olur. Gerçeğe en çok yaklaşansa Alp’tir. “Avcı” lakaplı Pars’ın tehdit, şantaj ve gizli kayıtlarla kurduğu düzen, Mert’in eline geçen bir bellekle sarsılır. Artık hiç kimse güvende değildir.
Av Kapanı, insan ruhunun karanlık sınırlarında dolaşan; adalet, inanç ve şüphe arasında sıkışmış; son sayfasına kadar nefessiz bırakan çarpıcı bir roman.

