DENGİN CEYHAN İLE SÖYLEŞİ

DENGİN CEYHAN İLE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Turgut Alp Eroğlu

Açıkçası başka bir yaşam formunu bilmiyorum. Çocukluğumdan beri hayatımda hep piyano vardı ve başka nasıl yaşanır, onu hiç tatmadım, sanırım tatmak da istemiyorum.

DENGİN CEYHAN

Çağdaş Türk müziğinin önemli isimlerinden biri Dengin Ceyhan. Hacettepe Üniversitesi Ankara Konservatuvarı’nda başlayan sanat yolculuğu bugün, dünyanın farklı ülkelerinde verdiği konserlerle taçlanıyor.

Çığ Dergisi olarak Dengin Ceyhan ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; müziğe uzanan yolculuğunu, klasik müzik ile farklı türler arasında kurduğu köprüleri, Anadolu’nun seslerini dünyaya taşıyan projelerini, sanat anlayışını ve geleceğe dair hedeflerini konuştuk.

Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda geçen uzun öğrencilik yıllarında İdil Biret, Gülsin Onay, Kemal Gekic ve birçok önemli isimle çalışma fırsatı buldunuz. Bize, biraz kendinizden, eğitim hayatınızdan bahseder misiniz? Bu ustalardan size en çok kalan düşünce ya da disiplin ne oldu?

Dengin Ceyhan: İlk olarak piyanoya 8 yaşında Antakya’da Natalia Sovuksu ile başladım, Natalia hoca beni piyanoyla tanıştıran, ilk sevdiren kişidir. 11 yaşıma geldiğimde de Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı sınavlarını kazanıp, Prof. Binnur Ekber’in öğrencisi oldum. Ortaokul, lise, lisans ve yüksek lisansımı yine Binnur hocayla tamamladım, kendisiyle yaklaşık 15 sene çalıştığımız için, müzikal hayatımı şekillendirmemdeki en etken kişi olmuştur.

Masterclass’larda da bahsettiğiniz değerli isimlerle çalışma fırsatı buldum, herkesten farklı bir şeyler öğreniyor insan. Bu öğretiler de kişinin kendi yolunu çizmesine vesile oluyor. Ben de kendi adıma öğrenim sürem boyunca öğrendiklerimi yapmak istediklerime harmanlamaya çalıştım…

Pentagram eserlerini piyanoya uyarladığınız “Dengin Plays Pentagram” albümü büyük ilgi gördü. Ayrıca Rammstein gibi güçlü bir grubun müziğini piyanoya taşıdınız. Klasik müzik ile rock ve metal müziğini bir araya getirme fikri nasıl doğdu?

Dengin Ceyhan: Dürüst olmak gerekirse, klasik müzikten daha çok rock müzik konserlerine gitmişimdir ömrüm boyunca, rock müziğin bendeki yeri çok ayrı. Pentagram da çocukluğumdan beri dinlediğim, eserlerine hayran olduğum bir grup. Rammstein ise müzikal anlamda kulağımı en tatmin eden gruplardan biri. Konserlerimde genelde başka rock gruplarının eserlerini de piyanoya uyarlayıp icra ediyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor. Böyle bir şeyi hayata geçirmek kolay olmadı çünkü klasik müzik disipliniyle büyümek belli katı kuralları beraberinde getiriyor. O duvarları içimde yıkmak için uzun süre kendimle mücadele etmem gerekti.

“Echoes of Anatolia” albümünüzde Anadolu’nun seslerini evrensel bir dile dönüştürüyorsunuz. Anadolu müziği ve kültürü ile kurduğunuz bağı bize anlatır mısınız? Anadolu’nun sizdeki karşılığı nedir?

Dengin Ceyhan: Antakyalı olmamdan kaynaklı, çok çeşitli kültürlerin yaşadığı bir şehirde dünyaya geldim ve o şekilde yaşamımı sürdürdüm. Öğrencilik sonrası profesyonel hayata karıştığımdan itibaren de sadece büyükşehirler de değil, ülkenin her yanında konser vermek için çok çaba harcadım ve halen bu konuda çok çalışıyorum. Anadolu’nun sesi çok karakteristik ve özel bir yapıya sahip, bu zenginlik de aslında bestelenen eserlerle kendini çok belli ediyor. Bir müzik türünü istediğin her enstrümanla yansıtabilirsiniz, önemli olan bunu nasıl gerçekleştirdiğinizdir. Ben de bunu piyano ile icra etmekten büyük keyif alıyorum.

“Haydar Haydar”ı yurt dışında piyanoda çalmak nasıl bir duygu? Ve gelen tepkileri merak ediyoruz.

Dengin Ceyhan: Çok özel bir eser ‘’Haydar Haydar’’, piyanoya yaptığım düzenleme yaklaşık bir buçuk sene sürdü. İlk olarak Hong Kong’da ardından Güney Kore ve Japonya’da icra etmiştim. Eserin karakteristik bir yapısı var, ilk dinlenildiği andan itibaren insanı kendine çekiyor. Uzakdoğudaki konserlerde seyircilerin ölçüleri sayarak eserin kaç kaçlık olduğunu bulmaya çalıştıklarını iletmişti gözlemleyen arkadaşlarım. Dinleyen herkesin bir şekilde ilgisini çeken bir eser olduğunu rahatlıkla belirtebilirim.

Avrupa, Asya ve Avustralya’da farklı şehirlerde konserler verdiniz. Farklı ülkelerde sahneye çıkmak müzikal anlamda ne ifade ediyor?

Dengin Ceyhan: Dünyanın farklı yerlerinde sahnede olmak elbette çok heyecan verici bir olay. Kendi kültürümüzden olmayan, tanımak isteyen, merak eden bir seyirci kitlesiyle buluşuyoruz. Heyecanlı olduğu kadar da riskli bir konu ama oraya da farklı bir sorumlulukla yaklaşıp ona göre konserleri şekillendiriyoruz. Yeni ülkeleri görmek, yeni seyirci kitlelerine ulaşmak, yeni sahnelerin tozunu koklamak, bazen adını bile hiç duymadığım piyanolarda konser vermek hayata dair en büyük tecrübeyi yaşatıyor.

Müziğin evrensel bir dil olduğu sıkça söylenir. Sizce gerçekten dilin ötesinde ortak bir duygu alanı oluşturabiliyor mu?

Dengin Ceyhan: Müziğin evrensel olmasının en büyük sebebi, bir eseri dünyanın farklı yerlerinde dinleyen insanları aynı dünyada buluşturma gücüne sahip olmasıdır. Ortak bir dil oluşmasının yanı sıra ortak bir dünyanın da kapısını açan bir güçtür sanat.

Müziğe başladığınız ilk yıllara dönecek olursak, piyano sizin için ne zaman bir enstrümandan öte bir yaşam biçimine dönüştü? Piyanoyla bütünleştiğiniz ilk anı bize anlatır mısınız?

Dengin Ceyhan: Açıkçası başka bir yaşam formunu bilmiyorum. Çocukluğumdan beri hayatımda hep piyano vardı ve başka nasıl yaşanır, onu hiç tatmadım, sanırım tatmak da istemiyorum. O yüzden ilk bütünleşmem, 8 yaşımdan itibaren piyanoyla tanışmakla oldu.

Çocukluğunuz, aile hayatınız ve yaşadığınız çevrenin müziğinizdeki etkisinden bahseder misiniz?

Dengin Ceyhan: Hayatımda gerçekleştirmeye çalıştığım ne varsa ailemin özverisiyle gerçekleşmiştir. Yaptıkları fedakârlıklar sayesinde ben de yapmak istediklerimi gerçekleştirme cesareti buldum. Bahsettiğim fedakârlıkların maddiyattan daha çok manevi açıdan verilen emeklerdi.

Mutlu bir çocukluk yaşadım, ailemin öğretmen olması sebebiyle genelde öğretmenlerin olduğu bir çevrede büyüdüm. Geriye dönüp baktığımda hatırladığım şey büyük bir sevgi ortamında yaşamış olmamdır.

Konservatuvarda, öğrencilik yıllarımdan tanıştığım ve halen görüştüğüm yaklaşık 7-8 arkadaşım var ve çok güçlü bağlarımız mevcut, birlikte büyümüş olmamızın etkisinden kaynaklı. Bu bağın da en büyük sebebi her zaman birbirimize dürüst olmamız ve her koşulda birbirimizin yanında olmamızdır.

Bu tarz şeyler benim hayatımdaki en büyük motivasyonumdur ve bu mutluluğu yakalamak elbette müzik hayatımdaki motivasyonu da en üst seviyeye çıkarmaktadır.

“Piyano’nun Kadınları” projesi Türkiye’de önemli bir boşluğu doldurdu. Kadın bestecilerin klasik müzik tarihinde yeterince görünür olduğunu düşünüyor musunuz?

Dengin Ceyhan: Dünyanın her yerindeki klasik müzik konserlerinde kadın bestecilere maalesef tarih boyunca hak ettikleri değer verilmemiştir. Genelde belli bestecilerin belli eserlerinin icrası üzerine bir sistem kurulduğunu görüyoruz. Kadın besteciler üzerine bu projeyi yapmaya karar verdiğimde, Türkiye’de hiç kimsenin böyle bir proje yapmadığını, dünyada ise çok az sayıda müzisyenin böyle bir projeye kalkıştığını gözlemledim. Halbuki kadınların tarih boyunca yaşamış olduğu zorluklara rağmen müzik adına vermiş olduğu emekler, herkese cesaret aşılayacak cinsten hikâyelerdir. Bu sebeple konserlerimi de açıklamalı gerçekleştiriyorum. Önemli olan, sanat kurumlarının da bu konuda üzerine düşen görevleri yerine getirmeleridir.

Edward MacDowell’ın 2. Piyano Konçertosu’nun Türkiye’deki ilk seslendirilişini gerçekleştirdiniz. Böyle bir ilki yaşamak sizin için nasıl bir sorumluluktu?

Dengin Ceyhan: MacDowell’ı ilk olarak üniversitedeyken piyano edebiyatı dersimizde öğrenmiştim, 2. Piyano Konçertosu’nun kaydını da ilk dinlediğim andan itibaren, günün birinde bu eseri çalma arzusunu içimde hissettim. Eseri yüksek lisans yaparken çalışmaya başladım, mezuniyet sınavımda çaldım, yüksek lisans tezimi de bu eser üzerine yazdım. Yıllar boyunca bütün orkestralara bu eseri yazmak için çaldım fakat olumlu cevap alamamıştım. 2019 yılında ise Şef Burak Tüzün yönetiminde Hacettepe Üniversitesi Gençlik Senfoni Orkestrası ile bu eseri çalma fırsatı buldum. Hayatımın en iyi hissettiğim anlarından biriydi, çünkü tutkuyla bağlı olduğum, yıllardır hayalini kurduğum bir anı yaşamak eşsiz bir duyguydu.

Sanatta   başarı kriterlerinizi merak ediyoruz. Ödüllerle mi, dinleyiciyle kurulan bağla mı, yoksa kişinin kendi iç yolculuğuyla mı ölçmek gerekir?

Dengin Ceyhan: Bana göre hayatta başarılı olmak ya da olmamak kişinin kendine biçtiği çizgilerden geçiyor. Neye göre başarı ya da neye göre başarısızlık? Kişisel olarak hayatımda böyle bir baremi kendimde görmüyorum. Yapmak istediklerim var, beni mutlu edeceğini bildiğim şeyler, bunlara ulaşmak asıl tatmin edici bir duygu, sadece buna ulaşmak hayatımdaki önemsediğim şeyler.

Tam bir vecd halinde piyanonun tuşlarına vurduğunuzda yalnızca notalar mı geliyor aklınıza, yoksa çocukluğunuzu, ülkenizi, dünyada yaşanan trajedileri de tuşlara aktarıyor musunuz? Bize o ‘hâl’i anlatabilir misiniz?

Dengin Ceyhan: Her konser ve her eser kendi içinde başka hissiyatları yaşatıyor bana. Konser repertuarında çalmayı planladığım eserlerin hikâyelerini, yapısını öğrenip ona göre çalışıyorum, konserde ise sadece eseri en iyi şekilde icra etmeye odaklanıyorum. Zaten çok çalışmak ve yüksek konsantrasyon gerektiren bir iştir canlı performans. Bunu başarıyla gerçekleştirip seyirciye aktarabiliyorsam ne mutlu…

Bugün sizi en çok heyecanlandıran yeni proje hangisi? Önümüzdeki dönemde dinleyicileri neler bekliyor?

Dengin Ceyhan: Şu an yurt dışı turnesine hazırlanıyorum, belli olan 16 konser var, Okyanusya, Avrupa ve Güney Amerika kıtasında planlanıyor bu konserler. İlk defa gideceğim birçok ülke ve çalacağım sahneler var, şimdiden oralarda çalacak olmanın heyecanını yaşıyorum.

Son olarak Çığ Dergisi okurlarına ve müzik yolculuğuna yeni başlayan genç sanatçılara neler söylemek istersiniz?

​Dengin Ceyhan: Herkesin mutlu bir yaşam sürmesini diliyorum…

Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz sevgili Dengin Ceyhan