REX’İN KONUŞMADAN ANLATTIKLARI

AHMET KARACAN

REX’İN KONUŞMADAN ANLATTIKLARI

“Bu zamanda kimse başını kaldırıp göğe bakmıyordu artık. İnsan, gözünün önündekini bile göremez olmuştu. Asıl körlük buydu belki de.”

(Serkan Türk – Rex)

Uzun zamandır radyo programcısı, şair ve öykücü kimliği ile yazın dünyasında adından söz ettiren Serkan Türk, Ausgang ve Trak’tan sonra üçüncü romanı Rex ile roman türündeki iddiasını sürdürüyor.

Rex, bir edebiyat öğretmeninin yaşlı ve hasta bir kadınla yollarının kesişmesiyle başlayan hikâyesi üzerinden ilerliyor. Yaşlı kadının Rex isimli köpeğini günde birkaç saat dolaştırması için verdiği ilana edebiyat öğretmeninin dönüşü, bu karşılaşmanın başlangıcını oluşturuyor. Eşinden ayrı yaşayan ve hayatın kıyısına çekilmiş durumdaki öğretmen, bir yandan yaşlı kadının gündelik hayatına dokunurken bir yandan da Rex’le kurduğu ilişki üzerinden kendi hayatına bakmaya başlıyor. Aslına bakılırsa öğretmen, Rex özelinde yaşama dair derin düşüncelerini de paylaşıyor.

Serkan Türk, Rex’te insanın insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle, kısacası canlılarla ve doğayla ilişkisini; kent yaşamının yalnızlaştırıcı etkisiyle birlikte ele alıyor. Gurbet, yalnızlık, kıyıya çekilmişlik ve hastalık gibi insanın temel açmazlarına ince ve hassas bir dille yaklaşıyor. Serkan Türk romanlarında bir dostuna yarasını gösterir gibi içten ve samimi bir dil kullanıyor. Rex’te de köpeğin sadakati üzerinden insanın hayvanlarla kurduğu ilişkinin başka bir yüzünü gösteriyor. Hayvanların insanlara ön yargısız yaklaşması, romanın önemli duygusal damarlarından birini oluşturuyor.

Bunun yanında günümüz edebiyat ve sanat dünyasına, şairlere, yazarlara ve söyleşi programlarına açtığı parantezlerle edebiyat çevresinin bugünkü hareketliliğine de dokunuyor. Özellikle S. ile L.’nin bir söyleşi için çıktıkları yolculuk sırasında yaşadıkları kaygı, insan unsurunun hayatımızdaki belirsizliğini düşündürüyor. Karşımızdaki insanın kendisini hangi kimlikle ve hangi koşullarda göstereceğini hiçbir zaman tam olarak bilemeyişimiz, romanda gündelik bir yolculuğun içinden aktarılıyor.

Serkan Türk’ün dili sade, anlatımı yalın. Hiçbir süslemeye ihtiyaç duymadan anlatmak istediğini net ifadelerle ortaya koyuyor. Bu da okurda güçlü bir samimiyet duygusu yaratıyor. Türk, Rex’te yalnızca bir roman anlatmıyor; insanı, onun açmazlarını, çıkmazlarını ve yaşam içindeki zorluklarını anlamaya çalışan bir dertleşme alanı kuruyor. Doğal olanı ve doğanın içinde yaşayanları; toprağı, suyu, çiçeği, ormanı, hayvanı ve insanı bir bütün olarak ele alıyor. Duyguların, korkuların, sevginin ya da nefretin yalnızca insana ait olmadığını, bütün canlıların ortak dünyasında karşılık bulduğunu düşündürüyor.

Romanın sakin, içten ve olup bitene şahitlik eden anlatımı, okuru da kendinden emin bir dinginliğe sürüklüyor. Günümüzün hız dünyasında yorulan okur için Rex, biraz soluklanma imkânı sunuyor. Serkan Türk’ün kitabını okurken insan, az da olsa dinlendiğini hissediyor.

Serkan Türk, şairliğinin ve öykücülüğünün yanında iddialı bir romancı olduğunu üçüncü romanı Rex ile de kanıtlıyor.