<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ÇIĞ DERGİSİ</title>
	<atom:link href="https://cigdergisi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://cigdergisi.com/</link>
	<description>EDEBİYAT-SANAT-FELSEFE</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Oct 2026 23:12:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.4</generator>

<image>
	<url>https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/08/favicon-1-150x150.png</url>
	<title>ÇIĞ DERGİSİ</title>
	<link>https://cigdergisi.com/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İŞLER VE GÜNLER</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/11/isler-ve-gunler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2026 21:56:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10961</guid>

					<description><![CDATA[<p>ŞEFİK ÖZCAN İŞLER VE GÜNLER Mezarlığı ana caddeden ve kaldırımdan ayıran ihata duvarının önünde, mezarlığın giriş kapısına yakın bir yerde,&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/11/isler-ve-gunler/">İŞLER VE GÜNLER</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">ŞEFİK ÖZCAN</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İŞLER VE GÜNLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezarlığı ana caddeden ve kaldırımdan ayıran ihata duvarının önünde, mezarlığın giriş kapısına yakın bir yerde, gövdesi mezarlığın iç kısmında ama dallarının büyük çoğunluğunu mezarlığın dışına sarkıtmış dut ağacının gölgesinde durmuş, sırtımda çantam ihata duvarına yaslanmış, sigara içiyorum. Bir taraftan da kurmayı unutmuş olduğum saatimi öğleden sonrasının 13:47’sine ayarlamaya çalışıyorum. Hava çok sıcak. Hissedilir bir nem var. Temmuz sıcağı. Saati 13:47’ye kurdum. Dudaklarımın arasında tuttuğum sigaradan iki derin nefes daha alıp, parmaklarımın arasından caddeye fırlattım. Bunu baş parmağımı ve işaret parmağımı ve orta parmağımı kullanarak yaptım ve sigara havada yaylanarak uçtu ve gidip caddeye düştü. Hatta neredeyse o sırada geçmekte olan bisikletliye çarpacaktı. O anda bunu nasıl yapabildiğimi görebilmek için, yani sigara izmaritini baş parmağımla ve işaret parmağımla ve orta parmağımla nasıl tuttuğumu, hangi parmağımın gücüyle onu ittiğimi ve izmaritin nasıl yaylanarak havalandığını görmek için ikinci bir sigara daha yaktım. Bir an önce bitmesi için hızlıca içmeye çalıştım. Ama zamanın oyunları devreye girdi ve sigaranın bitmesi bayağı zaman aldı. Ya da bana öyle geldi. Ya da zaten zaman söz konusu ise bu hep olur. Ya yavaşlar ya da hızlanır. Neyse ki bitti. İzmariti üç parmağımın arasına aldım. Baş parmağımın ve işaret parmağımın ve orta parmağımın. Ama inanır mısınız, izmariti üç parmağımla nasıl tuttuğumu bilemedim. Hangi parmağımın itici güç olduğunu bir türlü bulamadım. İzmarit parmaklarımın arasından kayıp düştü. Eğilip yerden aldım. Tekrar denedim. Ama bir türlü bunu nasıl yapabildiğimi bilemedim. İzmariti parmaklarımın arasında yuvarlayıp tekrar denedim. İnanır mısınız, yine yapamadım. O izmariti bir türlü parmaklarımın arasından fırlatamadım. Her seferinde parmaklarımın arasından düşüp durdu. Dedim ki, kendi kendime, şeyler bakış söz konusu olunca gizleniyor demek. Canım sıkıldı. Saate baktım. 14:02. On beş dakikadır bununla oyalanmış olduğum için kızdım kendime. Neyse, deyip mezarlığın giriş kapısına doğru seğirtirken, mezarlığın içinde hareketlenmeler oldu.&nbsp; İhata duvarının arkasından görebiliyorum mezarlığı. Birkaç ölü yuvalarından alel acele çıkıp, mezar taşlarını sökmeye başladılar. Daha ne oluyor diyemeden, o koca koca mezar taşlarını bulundukları yerden, bir gülle atıcısı gibi hangi ellerini kullanıyorlarsa o elleriyle ve bütün güçleriyle ana caddeye doğru fırlatmaya başladılar. Koca koca mezar taşları ihata duvarını aşıp ana caddeye düşerek paramparça olmaya başladılar. Diğer ölüler de kalktılar mezarlarından. Bir kısmı bu çılgın eyleme katılırken, diğerleri öylece kalkıp olan biteni seyretmeye başladılar. Bir kısmı da sessizce bu eyleme destek verdiklerini ima eden hareketler yaptılar.&nbsp; Ana cadde, yere düştüğü anda paramparça olan mezar taşlarıyla dolup taştı. Trafik felce uğradı. Bir kısım araç ani fren yaparken, diğerleri gelip arkalarına tosladılar. Mezar taşlarının güm diye araçların çatısına düştüğü de oldu. Çevrede ne kadar insan varsa toplandı. Öylece bir kenarda durup izlemeye başladılar. Çok geçmeden polis, asker, jandarma da geldi, vesaire. Vali ve Belediye başkanları da geldi, vesaire.&nbsp; Emniyet müdürü geldi, vesaire. Ve <em>hain danışmanlar</em> da geldi tabii ki.&nbsp; Emniyet müdürü duruma müdahale edeceklerini bildirdi. Belediye başkanlarından biri aracı olacağını söyledi. Neler olup bittiğini öğrenmeleri gerekiyormuş, vesaire. Tüm bu hengâme içerisinde ölülerden biri ihata duvarına doğru ağır adımlarıyla yürüdü. İhata duvarına yaklaşınca durdu ve şunları söyledi. “<em>Sayın Vali, Saygı değer Belediye başkanları, Sayın Emniyet Amiri ve siz hain danışmanlar, biz ölüler olarak bu olan bitenlere bir anlam veremedik. Mezarlarımızdan nasıl çıktığımızı ve şu koca koca mezar taşlarını yerlerinden nasıl söktüğümüzü ve nasıl fırlattığımızı bilmiyoruz. Şimdi izin verirseniz, mezarlarımıza geri dönmek istiyoruz. Bizim uykumuz bölündü, sizleri de rahatsız ettik. Kusura bakmayın lütfen.</em>” dedi. Sonra bütün ölüler sessizce sessizliklerine gömüldüler. Bulunduğum yerde dikilmiş, tüm bu olup biteni seyrederken sigara içiyorum. Sigara bitiyor. Baş parmağımı, işaret parmağımı ve orta parmağımı kullanarak izmariti yuvarlayıp, bir atışta fırlatıyorum. Sigara izmariti havada bir süre yaylanıp, gidip caddeye, paramparça olmuş mezar taşlarının arasına düşüyor. Bakmadığımda bunu nasıl yapabiliyor olduğuma şaşıyorum. Saate bakıyorum. 15:00. Şu bir saati aşkındır olanlara da bakın, diye düşünüyorum. Hava sıcak ve nemli. Hemen oradan hızlı adımlarla uzaklaşıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne bahtsızdır o kişi ki; adımlarını ileriye doğru gayet hızlıca atmasına rağmen, anıları hüzünle doludur. Ve ne perişan haldedir o kişi ki; bedeninin hakikati, omuzunun üzerinden bile, bir kez olsun dönüp geriye bakmasına izin vermez. Benim, bakınca, hakikatini açık etmeyen şeylerin düzeni karşısında serseme dönmüş ve şaşkın, benim bahtıma düşen de <em>hain danışmanlar</em>, ifadesinin aklıma kazınması oldu. Hani şu önce benim, sonra da ortalığı teskin eden ölünün kullandığı hain danışmanlar ifadesi. Nerede ima edildiğini hatırlıyorum tabii ki. Ah! Dante (Toprağın bol olsun). Nasıl da çantamı ağırlaştırdın sırtımda, bir bilsen. Hızlı adımlarla uzaklaştığım mezarlıktan bu yana neredeyse bir saati aşkın süre geçmiş olmalı. Ve ben hep Dante’yi düşündüm. Adımlarım beni şehrin çeperlerine getirmiş de farkında değilim. Uzun, upuzun araziler uzanıyor önümde. Bomboş araziler. Ama her ne hikmet ise, soluma bakınca kafeye benzer bir yapı beliriveriyor gözlerimin önünde. Şeyler, bazen de biz onlara bakınca var oluyorlar sanki. Var olup bir biçim kazanıyorlar ve gayet de davetkârlar. O öğleden sonrasının sıcağını ve nemini, susamışlığımı ve yorgunluğumu hesaba katarsak, bu kafenin öylece, sanki birdenbire vücut bulması, normal olabildiği gibi, gereklidir de. Hiç de düşünmedim, kafeye doğru adımlarımı sıklaştırdım. Vardım ve içeriye girdim. Beni ilk karşılayan, hemencecik yüzüme çarpan kafenin o enfes serinliği oldu. Dışarısıyla içerisi arasındaki en az on beş derecelik farktan söz ediyorum. İçeride iskân edilmiş birkaç masa var. Kadınlar, erkekler… Ortalıkta dolanan bir köpek… Cinsini bilmiyorum. Gencinden biri, “<em>Hoş geldini</em>z,” diyor. Başımı eğerek selamlıyorum. “<em>Ne hoş, böylesi bir uzaklıkta, bir kafenin olması,”</em> diyorum. “<em>Evet</em>,” diyor o gencinden biri. “<em>Burası özel bir yer. Dikkat ederseniz klima yok. Buranın serinliği kendinden. Bahçemiz de var ve orası da aynı serinlikte</em>,” diyor. “<em>Ne güzel, bahçede oturmak isterim</em>,” diyorum. Eşlik ediyor. Bahçeye çıkıyoruz. Kafenin arka tarafına bakıyor bahçe. Gerçekten çok serin. Koca koca ağaçların gölgelerine yerleştirilmiş masalarda oturanlar var. Boş masalardan birine geçip yerleşiyorum. Bahçenin etrafı çitle çevrili. Bahçeyi sanki sınırsızmışçasına uzanan araziden ayırıyor. Su ve kahve siparişi verip, çantamdan <strong>Dante’nin <em>İlahi Komedya</em>sının</strong> birinci kitabı olan <strong><em>Cehennem</em>’i </strong>çıkarıyorum. Aradığım o ima edilen <em>hain danışmanlar</em> ifadesinin otuz dört kantodan oluşan <strong><em>Cehennem</em>’in</strong> yirmi altıncı ve yirmi yedinci kantolarında geçtiğini hatırlıyorum. Bu her iki kantonun hiçbirinde hain danışmanlar ifadesi geçmiyor, tabii ki. Sadece ima ediliyor sevgili şair-imiz demeliyim- tarafından. Yirmi altıncı ve yirmi yedinci kantoları okuyorum. Defalarca okuyorum. Sekizinci hendeği Dante ile birlikte gözlemliyorum. Onun gözlerini kullanarak. Şöyleymiş; Hain danışmanlar ifadesi <em>consiglieri fraudolenti</em> kategorisinde değerlendiriliyormuş. Yani hileli öğüt verenler kategorisi. Ve kategoride <em>diğerleriyle</em> birlikte, Floransa’nın bazı önde gelenlerinin de aynı suçlama altında toplandığı görülebilirmiş. Bu yüzden de sekizinci hendek, olabilecek en politik hendekmiş. Şöyleymiş, (Dante konuşuyor); <em>(…) <strong>dibinin seçildiği yere geldiğimde, sekizinci hendeğin de alevlerle öyle ışıdığını gördüm ben de. (…) nasıl küçük bir bulut gibi yükselen bir alevden başka bir şey göremediyse havada: (…) hendeğin dibindekiler de öyle ilerliyordu, hiçbir alev gizlediğini göstermiyordu, her alev bir günahkâr içeriyordu. (…) Bunca dikkatle baktığımı görünce, rehberim (Vergilius) dedi ki: “Ruhlar bu alevin içinde, her ruh kendini yakan aleve sarılı iyice.” (…) “Usta (Vergilius), sözlerin kanımı pekiştirdi” dedim, “böyle olduğunu ben de sezmiştim, sana bir şey sormak istiyorum: Eteokles’le kardeşinin ateşe verildiği odun yığınından yükseliyormuş gibi gelen, çatallı alevin içindeki kim, bilmek istiyorum.” (…) Yanıt verdi Vergilius: “Ulikses ile Diomedes ceza çekmekteler bu alevin içinde; öfkede olduğu gibi, cezada da birlikteler; at hilesine gözyaşı dökmekteler (…),”.</strong></em> Şöyleymiş; bu iki figür, yani Ulikses ile Diomedes, Dante’nin ünlü <em>fraudulent counselor</em> örnekleriymiş. Çünkü her ikisinin hitabet yeteneği, onların sekizinci hendekte mahkûm edilmesine neden olan aldatıcı söylem ile iç içeymiş ve bu yüzden de insanların mahvoluşlarına neden olmuşlarmış. Ulikses şöyle demiş: <strong><em>“(…) Kardeşlerim (…), yüz bin tehlikeye göğüs gerip batıya eriştiniz madem ki, geri kalan kısa ömrünüzde, güneşi izleyerek kimsenin oturmadığı bölgeleri tanıma deneyiminden yoksun kılmayın kendinizi. Aslınızı düşünün isterseniz; hayvanlar gibi yaşamak için dünyaya gelmediniz, erdem ve bilgi peşinde koşmak göreviniz.”</em></strong> İşte bu son ifade, Ulikses’in arkadaşlarını ikna ettiği hitabet yeteneğinin zirvesiymiş ve ardından Herkül Sütunları’nı aşıp, ilahi sınırı ihlal ettikleri için, gemileri batmışmış. Ayrıca bir türlü bitmek bilmeyen Troya savaşında, tahta at fikri de ona, yani Ulikses’e aitmiş. Hilebazın tekiymiş Ulikses anlayacağınız. Bu yüzden de severmiş onu kumpasçı Athena. Öyleymiş Vergilius’un Dante’ye söylediklerine göre. Ama Ulikses ile Diomedes’ten daha ünlü bir <em>fraudulent counselor</em> varmış. Hatta o en ünlüleriymiş. Şöyle ki; hem usta bir savaşçı hem de politikacıymış. Siyasi danışmanmış. Şöyle ki; Dante onu <strong><em>“(…) bir başka alevin ucundan yükselen (…)”</em></strong> diye tarif eder yirmi yedinci kantoda. Bu bir başka alevin ucundan yükselen Guido da Montefeltro imiş. Bu başka alev (Guido), yirmi yedinci kantonun 67. 70. Ve 76. Bölümlerinde şöyle tanıtıyor kendini; <strong><em>“(…) Silah kuşanırken, Francesco keşişi oldum, bu giysilerin günahlarımı bağışlatacağını umdum; umduğum gerçekleşecekti elbette, kahrolası başpapaz karışmasaydı işe, o papaz beni yeniden günaha soktu; dinle bak, niçin, nasıl oldu. (…) Her türlü hileyi düzeni kavramıştım; öyle ustalaşmıştım ki, dünyanın öbür ucuna ulaşmıştı sanım.”</em> </strong> Şöyleymiş meselesi Guido’nun. Papa Bonifazio VIII. Papalık sarayı yakınındaki Penestrino’da bir şatoda oturan Colonna ailesiyle savaşıyormuş. Papa, Guido’dan bu savaşı kazanmak için hileli bir siyasi öğüt istemiş. Şöyle geçiyor yirmi yedinci kantoda: <strong><em>“Bunun üzerine dedi ki</em> (Papa): <em>Ferah tut yüreğini, şimdiden bağışladım ne suçun varsa, sen de Penestrino’yu yere sermenin yolunu öğret bana.</em> Guido şöyle demiş<em>; ‘(…) Şimdi işlediğim günahtan, madem ki arındırıyorsun beni, bil ki çok söz vermek, az yerine getirmek, sağlam kılar yerini</em>.”</strong> Papa Bonifazio VIII.’in Colonna ailesini tuzağa düşürmesini sağlayan ilke, işte bu <strong><em>çok söz vermek, az yerine getirmek</em></strong> ilkesiymiş. Papa, barış sözleşmesi yapmayı kabul ederek karşı tarafa silah bıraktırmışmış, ardından şatoyu yerle bir ettirmişmiş. İşte Guido da Montefeltro’da böyle bir <em>hain danışmanmış</em>. Şimdi cehennemin sekizinci hendeğinde, hileli öğüt verdi vereli, ensesinden çekmemiş ellerini kara meleklerden biri. Durumu buymuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="360" height="550" data-id="10962" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/11/Portrait_de_Dante.jpg" alt="" class="wp-image-10962" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/11/Portrait_de_Dante.jpg 360w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/11/Portrait_de_Dante-196x300.jpg 196w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="250" height="400" data-id="10963" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/11/0000000441497-1.jpg" alt="" class="wp-image-10963" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/11/0000000441497-1.jpg 250w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/11/0000000441497-1-188x300.jpg 188w" sizes="(max-width: 250px) 100vw, 250px" /></figure>
</figure>



<p class="wp-block-paragraph">Ve kitabı kapatıyorum. Gözlerimi dinlendirmek için biraz uzağa bakmaya ihtiyacım var. Çitin az biraz gerisinde, güzelliğin her türlüsünden yoksun biçare bir köy evi, ebegümeçleriyle dolu, yemyeşil bir bahçe ve kuyu var. İhtiyarın teki bahçede ebegümeci topluyor. Tüm bu manzara herhalde dünya kurulalı beri oradaydı, diye düşünüyorum. Sonra kuyunun etrafını saran ıslak, kaygan ve kocaman bir patates büyüklüğündeki ve şeklindeki ve rengindeki taşlardan biri, kanatlanıp uçmaya karar veriyor. Oturduğum yerden görebiliyorum. Yükseldikçe yükseliyor ve gökyüzünde bir süre boyunca uçuşun tadını çıkarıyor. Sonra görünür hiçbir neden yokken, bahçede ebegümeci toplayan ihtiyarın başına konuveriyor. Ya da öyle demeyeyim; basbayağı da düşüyor. Düşerken çıkardığı tok sesi duyabiliyorum. Zavallı ihtiyarcık oracıkta ölüyor. Yaklaşık iki saat kadar ölü kaldıktan sonra, tekrar ayaklanıp ebegümeci toplamaya devam ediyor. Zavallı ihtiyarcık, diyorum. Saate bakıyorum. 18:05. Neredeyse akşam olmak üzere. <em>Cehennem</em>’i çantaya yerleştiriyorum. Bir sigara yakıp, zavallı ihtiyarı seyrediyorum. Sanki iki saat ölü kalan o değilmiş gibi, ebegümeci toplamaya devam ediyor. Kalkıyorum masadan. Çantamı sırtıma alıp, kafeye giriyorum. Hesabımı ödeyip çıkıyorum. İnanır mısınız, kafeden çıkıp daha birkaç adım atmış olmalıyım ki, kendimi şehirde buldum. Akşam üzeri yoğunluğu&#8230; Trafik yoğunluğu… İnsan yoğunluğu… Oradan buraya koşturuyorlar. Ve nasıl sıcak. Tam da o sırada aklıma geliverdi sinemaya gitmek. Christopher Nolan, Homeros’un ünlü destanı Ulysses’den uyarlama yapmış. Ulysses, Yunanlıların çağırdığı isimle, Odyssey. Vah sana, hain danışman Odysseus. Sinema demişken, şu an karşımda, karşı caddenin az ötesinde, devasa bir alışveriş merkezi büyük bir hızla olup bitiyor. Bitti ve birkaç aydır tam takır işliyor. Karşıya geçmeden önce durup bir sigara yaktım ve düşündüm. Sinemaya gitmek için alışveriş merkezine gitmem gerekecek. Ne saçma, değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Alıntılar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Alighieri, D. (1998). <em>İlahi Komedya: Cehennem</em> (R. Teksoy, Çev.) Oğlak Yayıncılık. (S. 254-269)</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/11/isler-ve-gunler/">İŞLER VE GÜNLER</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DELİLİĞE VURMAK</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/delilige-vurmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2026 21:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10950</guid>

					<description><![CDATA[<p>MUAZZEZ USLU AVCI DELİLİĞE VURMAK Deliliğe Övgü mü, Aklın Deliliği mi? Erasmus, Deliliğe Övgü&#8216;sünde sözü Delilik&#8217;e verir. Delilik konuşur; kralları,&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/delilige-vurmak/">DELİLİĞE VURMAK</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading">MUAZZEZ USLU AVCI</h1>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>DELİLİĞE VURMAK</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>Deliliğe Övgü mü, Aklın Deliliği mi?</strong></em></h3>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-4fc3f8e1 wp-block-group-is-layout-flex">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Erasmus, <em>Deliliğe Övgü</em></strong>&#8216;sünde sözü Delilik&#8217;e verir. Delilik konuşur; kralları, din adamlarını, filozofları, kısacası aklıyla övünen bütün insanlığı alaya alır. Aradan beş yüzyıl geçti. Deliliğin yüzü değişti ama alay ettiği dünya pek değişmedi. Belki de bugün Erasmus yeniden yazacak olsaydı, deliliği değil, aklı konuştururdu. Çünkü çağımızın en büyük açmazı delilerin çoğalması değil, aklın kendi deliliğini fark edememesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz, deliliği hep aklın karşıtı sandık. Oysa tarih bunun tersini de gösteriyor. Dünyanın en büyük savaşları, en planlı katliamları, en sistemli sömürü düzenleri akıl adına kuruldu. Toplama kampları mühendislik hesabıyla inşa edildi; atom bombası matematikle üretildi; yoksulluk ekonomik modellerle yönetildi. Bunların hiçbiri delilerin işi değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de delilik, bazen aklın en kusursuz çalıştığı yerde başlıyordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dilimizde tuhaf bir deyim vardır<strong>: &#8220;Deliliğe vurmak.&#8221;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sorumluluktan kaçarken, bir yanlışı örtmeye çalışırken ya da söylediğimiz ağır bir sözü hafifletmek isterken kullanırız onu. Delilik, günlük hayatın içinde bir maskeye dönüşür. Oysa gerçek delilik maske takamaz. Çünkü maskeyi taşıyacak benlik bile parçalanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan, deliliği en çok ondan uzak olduğu zaman hafife alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün &#8220;çılgın&#8221; olmak bir övgü sözcüğü gibi kullanılıyor. Reklamlar çılgın, projeler çılgın, eğlenceler çılgın&#8230; Farklı olmak isteyen herkes biraz &#8220;deli&#8221; görünmeye çalışıyor. Delilik, acısını yitirmiş estetik bir aksesuara dönüştürülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa gerçek delilik bir gösteri değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek deli, rol yapamaz. Çünkü o, dünyanın ortak dilinden kopmuştur. Bizim gördüğümüz nesnelere başka anlamlar yükler; bizim duyduğumuz seslerin içinde başka yankılar işitir. Onun yaşadığı acıyı romantikleştirmek de küçümsemek kadar büyük bir haksızlıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat tarihi, bu konuda yanlış anlaşılmalarla doludur<strong>.</strong> Van Gogh&#8217;un tablolarına hayranız; ama onun karanlığını yaşamayı kim ister? Nietzsche&#8217;nin aforizmalarını alkışlıyoruz; ama zihninin çözülüşünü bir başarı hikâyesine çevirmek vicdansızlıktır. Delilik dehanın şartı değildir; bazen dehanın taşıyamadığı ağır bir yüktür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asıl üzerinde durulması gereken ise başka bir deliliktir: Toplumun deliliği.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir insan sokakta kendi kendine konuştuğunda ona deli diyoruz. Ama milyonlarca insan aynı yalanı tekrar ettiğinde buna kamuoyu diyoruz. Bir kişinin gerçekle bağını yitirmesini hastalık sayıyoruz; bir toplumun gerçekle bağını yitirmesine ise ideoloji, propaganda ya da gündem diyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de en tehlikeli delilik, normalleşmiş olandır. Çünkü ona artık kimse delilik demez. Yıllar önce bu düşünce beni bir şiire götürmüştü. Şiirin ilk dizeleri şöyleydi:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“<strong>Deliden rol çalmaksa deliliğe vurmak, akıllı işidir âlâ deliyi oynamak</strong>”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün de aynı yerde duruyorum. Deliden rol çalmak kolaydır. Delirmek değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek delilik, insanın aklını kaybetmesinden önce dünyasını kaybetmesidir. Anlamın çözülmesidir. Zamanın parçalanmasıdır. Dostlukların, seslerin, kelimelerin birbirine yabancılaşmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden deliliğe övgü yazılacaksa, önce ona karşı dürüst olmak gerekir. Delilik ne kahramanlıktır ne de romantik bir ayrıcalık. Bir insanlık hâlidir. Ve her insanlık hâli gibi, önce anlaşılmayı, sonra saygıyı hak eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün delilere acıyoruz; oysa belki de biraz durup aklımıza acımamız gerekiyor. Çünkü insanı uçurumun kenarına getiren çoğu zaman delilik değil, kendinden fazlasıyla emin olan akıldır. Delilik birkaç insanın kaderidir; aklın kibrine kapılmış bir uygarlık ise bütün insanlığın talihsizliği olabilir.</p>
</div>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/delilige-vurmak/">DELİLİĞE VURMAK</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR ZAMAN HATASI</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/bir-zaman-hatasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2026 21:34:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10946</guid>

					<description><![CDATA[<p>BURÇİN MAYA ÇANKAYA BİR ZAMAN HATASI Caddenin karşısındaki asırlık ağaçlara şöyle bir baktı. Son bir kuvvetle iki ağır torbayı yüklendi.&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/bir-zaman-hatasi/">BİR ZAMAN HATASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">BURÇİN MAYA ÇANKAYA</h2>



<p class="wp-block-paragraph">BİR ZAMAN HATASI</p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-4fc3f8e1 wp-block-group-is-layout-flex">
<p class="wp-block-paragraph">Caddenin karşısındaki asırlık ağaçlara şöyle bir baktı. Son bir kuvvetle iki ağır torbayı yüklendi. Hızla geçen araçların arasından ona bir vaha gibi görünen durağa güçbela canını atıverdi. Banka yöneldi ve mendiliyle ağzını silmekte olan adama dönerek:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Geçti mi?”</em>  diye sordu. Umutsuzca başını iki yana salladı adam. Yüzünde yavaş yavaş solan hayat ışığının dirençsiz gölgesi seziliyordu. Elinde hastaneden ya da belki bir görüntüleme merkezinden alınmış gibi görünen büyükçe bir zarf tutuyordu. Adam usulca zarfı yanındaki boşluğa koyup bu kez kendisi sordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Hastaneden mi?”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın şapkasını çıkarıp:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Hayır beyefendi, kuaförüm ben</em>.” dedi. Başıyla karşı caddeyi işaret ederek;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Şurada dükkânımız var. Annemle beraber çalışıyoruz.” </em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam incecik dudaklarına belli belirsiz yerleşen bir gülümsemeyle cevap verdi. Hemen ardından kısa ama ardı kesilmeyen bir kuru öksürük dalgasına tutuldu. Kadın büyükçe kol çantasını kucağından indirip aralarına koydu. Ayaklarını uzatıp yola bakmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sustular. İkisi de önlerinden geçen kalabalığa bakıyorlardı. Beklerken iki yolcu arasında bir yakınlık duygusu filizleniyordu. Tıpkı bir akar suyun kenarında kalakalmış gibi, önlerinden geçip giden hayata, bir ekrandan izlercesine bakıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün dikkatlerini bakışlarına verdiklerinden olsa gerek dışarıdan gelen sesler de susmuştu sanki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Duyuyor musunuz?”</em> dedi adam.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Ya siz?”</em> dedi kadın. İkisi de cevaplarından korkarak sustular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenen gelmiyordu bir türlü. Kadın göz ucuyla bankın yanına koyduğu torbalara baktı. Kirli havlularla dolu iki büyük çantayı taşımak zor oluyordu ama bozulan çamaşır makinesi yüzünden havluları eve götürüp yıkamaları gerekiyordu. Her yerde “<em>ekonomik darboğaz”</em> konuşuluyordu. Buna karşılık her zamankinden çok müşteri geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünü yola çevirdi. Düşündü. Annesi <em>“Unutma sakın!”</em> diye seslenmişti özellikle. Ama tam kapıdan çıkarken yine o şarkı peşine takılmıştı. <em>“Bir zaman hatası anladım, yanlış yerde, yanlış bir kadın…”</em> diye devam eden o şarkı… Bu şarkıyı duyunca yine, yine…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanındaki adam da duyuyor muydu yoksa? Onu mu sormuştu? Kafasının içinde çalan şarkıyı da artık…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em> Sessizlikten korkuyorum/neden/ nedenini bilmiyor muyum/ nedensiz sonuç olmaz diyordu annem/ kafamın içinde şarkılar var/ardı ardına çalıyor/o kadının hüzünlü sesi/dinleme bunları diyordu annem/hep onlar üzüyor seni/Zamanını çalıyorlar/hayatın geçiyor/geçip gidiyor önünden</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabloya baktı. Dijital ekranda yazılar okunmuyordu, ekran bir açılıp bir kapanıyordu. Sinirlendi. Hırsla banka oturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Geçmedi bir türlü.”</em> Yine umutsuzca başını salladı adam.  <em>“Bir kere de zamanında olsun.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avuçlarının içine bakıyordu. Kadın da baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanın <em>“o zaman”</em> olduğu, nasıl anlaşılıyordu ki? Böyle otobüs duraklarında olduğu gibi bir tarife olsaydı elinde, o zaman, işte o zaman…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yola baktı yeniden. Sabah röfleye gelen kadın dükkândan çıkıyordu. İşlem çok güzel olmuştu, fönü de harikaydı, saçları ışıl ışıl parlıyordu. Ruj tazelenmiş, omuzlar dik, göğüs ileride, özgüven yükselmiş. <em>“Sarı saç etkisi”</em> diye düşündü. Saçın böyle kısacık bir anda insanları değiştirme gücünü seviyordu. Dibi gelmiş, tokalarla sıkıştırılıp kafaya gelişigüzel tutturulmuş saç tellerine renk vermek, düz saçları kıvırcık, kıvırcık saçları düz yapmak insanlara geçici de olsa bir hayat enerjisi veriyordu. Bir insanın kendini beğendiği o aynaya bakış anına şahit olmak keyfini seviyordu. Sanki onlara gizli bir güç bahşetmiş hissine kapılıyordu. Gerçi Külkedisi gibi, bunun da kısa bir zaman için olması can sıkıcıydı ama olsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Röfleli kadın hafifçe başını çevirerek saçlarını geriye attı ve hemen kapının önüne yanaşan arabaya bindi. İşte zamanlama böyle olmalıydı. Zamanında o da kapıya gelen arabaya binseydi, <em>“annemi bırakamam”</em> demeseydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bir zaman hatası, anladım…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi kirli havlularla dolu   çantalarla eve giderken geçmişini de tüm kirlerinden temizleyip arındırmak istedi. Hayali bile güzeldi. Üzüntüler, bitmeyen yaslar, sabırsız geceler hayalinin sularında foşur foşur yıkanıp silinse… Hiç söylenmemesi gereken o <em>“Asla”</em>lar, <em>“imkânsızlar”</em> hızla suyun girdabına kapılıp gitseler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl kokardı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mis gibi kullanılmamış zaman kokardı, mutlaka bir kokusu vardı bunun ama henüz bilinmiyordu belki. Her geçen gün burnunun dibinde olan ve çoğu insanın hiç fark edemediği bir gerçeklik, bir kuantum keşfiyle birdenbire görünür oluyordu. Yeni bir bakışla başka anlamlar kazanan eski gerçeklikler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuru, kesik öksürükleri ardı ardına diziyordu adam. Öksürük biraz kesilince doğrulup yola bakıyordu. Kalabalık usul usul yoğunluğunu yitiriyordu. Kornalarla birbirine bağlanmış bir düğün konvoyu ortalığı yıkıp geçti. Adam bu hızlı, neşeli ve kontrolden çıkmış kalabalığa gülümsüyordu, konvoy yan sokağa dönene kadar gözlerini ayırmadan izledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden yalnızdı bu adam? Onunla beraber hastaneye gidecek kimsesi yok muydu? Yine de nasıl gülümseyebiliyordu?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>bırakamam annemi/ o yalnız yapamaz/asla yalnız kalamaz/seni seviyorum ama/o zaman düğün de olmaz/ imkânsız /bu şehirden ayrılamam/ bir zaman hatası çalıyor/ belki başka bir hayatta/ düşünme bunları diyor annem/hayat geçip gidiyor</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesini bıraksaydı, kendisi bir konvoyla çıkıp gitseydi, annesi burada yapayalnız bekleyen bu adam gibi olmayacak mıydı? Peki adam niye gülümsüyordu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesini bırakmamıştı. Aynı evde, aynı iş yerinde ama herkes kendi yalnızlığında. Her yerde, hemen hemen her zaman birlikte ama hep ayrı. Kendi yalnızlık ülkesinde, kendi düşleriyle …</p>



<p class="wp-block-paragraph">Akşam serinliği tenini ürpertti birden, çınarın yaprakları arasından kendine yol bulan bir ışık hüzmesi yüzüne düştü. İyice yorulmuştu. Gözlerini kısıp arkasına yaslandı. “İstediğin gibi olamazdım” diyordu şarkıdaki kadın. “İstediğin gibi…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisi ne istiyordu peki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öksürük dizisi yine başladı. Ancak bir gariplik vardı, bu ses…Kafasını kaldırmaya çalıştı. Hayal meyal onu gördü: Kendisini… Yaşlı adam gitmiş, yerine elinde beyaz bir mendil, aynı kuru, kesik ama daha ince, kırılgan bir öksürükle sarsılan o kadın. Boz bir sarıya dönmüş bir parça saçı, çökük yanakları, aynı lacivert hırkası üstünde, annesinin fotoğrafı elinde, bankta, yanında oturuyor. Hastaneye yalnız gitmek zorunda kalan kim olacaktı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir motor vızıltısının yaklaşan sesiyle irkilip toparlandı. Yolda kırmızı bir vosvostan başka hiç araba yoktu.  Arabada neşe içinde şarkı söyleyen üç genç kız vardı, akşamla çöken ıssızlığa inat bağıra bağıra çalan şarkıya eşlik ediyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Bir sonraki otobüsü bekleyeceğiz. Önceki erken geçmiş olacak.”</em> dedi adam. Arkasına yaslanır yaslanmaz başlayan kuru öksürüğe teslim oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Bir sonrakine”</em> diye mırıldandı kadın. Annesinin neyi unutmamasını tembihlediğini hatırlayamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peşini bırakmayan melodiyi yalnızca kendisinin duyduğundan emindi artık.</p>
</div>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/bir-zaman-hatasi/">BİR ZAMAN HATASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UĞULTULAR</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/ugultular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 12:19:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10914</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kenan Sarıalioğlu&#8217;nun Yeni Deneme Kitabı Çığ Yayınları Etiketiyle Yayımlandı UĞULTULARBASIN BÜLTENİ Kenan Sarıalioğlu, Uğultular’da uzun yıllara yayılan okuma birikimini kişisel&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/ugultular/">UĞULTULAR</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Kenan Sarıalioğlu&#8217;nun Yeni Deneme Kitabı Çığ Yayınları Etiketiyle Yayımlandı</h2>



<figure class="wp-block-pullquote has-medium-font-size"><blockquote><p><strong>UĞULTULAR</strong><br><strong>BASIN BÜLTENİ</strong><br><br><strong>Kenan Sarıalioğlu, Uğultular’da uzun yıllara yayılan okuma birikimini kişisel hafızasıyla buluşturuyor. Baudelaire, Spinoza, Sartre, Cioran, Orhan Veli, Behçet Necatigil ve Başo üzerine düşünürken şiirle felsefenin nerede birbirine yaklaştığını araştırıyor. Şairlerin ve filozofların dünyasında dolaşırken zamanın, ölümün ve özgürlüğün insan hayatındaki karşılığını arıyor.<br>Bu arayış yalnızca kitapların arasında kalmıyor. Karadeniz yaylaları, çocuklukta yitirilen kırmızı düdük, Can Yücel’in bahçesindeki kara incir, mahalle delileri ve yüzüne tokat atılan boyacı çocuk da bu denemelerin dünyasına giriyor. Felsefi sorular burada yaşanmış hayatla sınanıyor. Sarıalioğlu geçmişine bakarken başkasının acısını duyabilmenin ne anlama geldiğini de sorguluyor.<br>Uğultular’da şair ve filozof portreleri kişisel bir vicdan muhasebesiyle birleşiyor. Kitap boyunca aynı soru başka başka seslerle geri dönüyor. Bunca kayıp ve acının içinde insan kalabilmek! İşte bütün mesele!<br></strong><br><strong>YAZARA DAİR</strong>:<br><br><strong>Kenan Sarıalioğlu 1946’da Trabzon’un Of ilçesinde doğan Kenan Sarıalioğlu; şair, felsefeci, yayıncı ve çevirmendir. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü “Materyalizm ve Ahlak” başlıklı teziyle tamamladı. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Modern Türk Edebiyatında Şiir ve Felsefe İlişkisi” konulu doktora çalışmasını yaptı. İlk toplu şiir kitabı Yalağuz’un ardından Temmuz Sağanakları, Dicle’nin Köpükleri, Seni Sevmek Üstüne ve Ömer Turan’la birlikte hazırladığı Yürürken Uzunsokak’ta yayımlandı.</strong><br><br><strong> Şiir, deneme ve çevirileri Kıyı, Yeni Biçem, Kaşgar, Dergâh, Varlık, Sözcükler, Sincan İstasyonu, Kitap-lık, Çığ ve Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde yer aldı. </strong><br><br><strong>Sarıalioğlu; Hayyam, Hafız, Cibran, Baudelaire, Cioran, Sartre ve Gabriel Marcel başta olmak üzere Doğu ve Batı edebiyatı ile düşünce dünyasının çeşitli isimlerinden eserleri Türkçeye çevirdi.</strong><br><br><strong>KİTAP BİLGİLERİ:</strong><br><br><strong>Çığ Yayınları &#8211; 2026<br>Uğultular<br>Kenan Saralioğlu<br>Editör: Yusuf Çopur<br>Sayfa Sayısı: 113<br>Türü: Deneme</strong><br><br></p></blockquote></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="671" height="1024" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/afe81b92-99df-4475-8fa0-3595f0856381-671x1024.jpg" alt="" class="wp-image-10916" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/afe81b92-99df-4475-8fa0-3595f0856381-671x1024.jpg 671w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/afe81b92-99df-4475-8fa0-3595f0856381-197x300.jpg 197w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/afe81b92-99df-4475-8fa0-3595f0856381-767x1171.jpg 767w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/afe81b92-99df-4475-8fa0-3595f0856381-1007x1536.jpg 1007w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/afe81b92-99df-4475-8fa0-3595f0856381.jpg 1080w" sizes="(max-width: 671px) 100vw, 671px" /></figure>



<h2 class="wp-block-heading">SATIN AL</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Shopier Üzerinden Sipariş Edebilirsiniz</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.shopier.com/cigyayinlari/52189764">https://www.shopier.com/cigyayinlari/52189764</a></p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/ugultular/">UĞULTULAR</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çığ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Turgut Alp Eroğlu ile Söyleşi</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/cig-dergisi-genel-yayin-yonetmeni-turgut-alp-eroglu-ile-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2026 08:41:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj/Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çığ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Turgut Alp Eroğlu ile Söyleşi Söyleşen: İTALine MAGAZİN Genel Yayın Yönetmeni Mauro Lovecchio Mauro Lovecchio:&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/cig-dergisi-genel-yayin-yonetmeni-turgut-alp-eroglu-ile-soylesi/">Çığ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Turgut Alp Eroğlu ile Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Çığ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Turgut Alp Eroğlu ile Söyleşi</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Söyleşen:</strong> <strong>İTALine MAGAZİN Genel Yayın Yönetmeni Mauro Lovecchio</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: Merhaba, Sayın Yayın Yönetmeni Turgut Alp Eroğlu. Buluşma teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.Çığ Dergisi adlı kültür dergisini kurma fikri nasıl doğdu ve derginin bugüne kadarki yayın geçmişi nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Merhaba, öncelikle ben teşekkür ederim. Bize bu güzel dergide yer verdiğiniz için gerçekten mutluyum. Çığ Dergisi’ni kurma fikri, edebiyat ve sanat alanında çalışmalarını sürdüren, genç, dinamik ve dünya kadar hayali olan insanların sesini duyurmak; aynı zamanda sanat ve edebiyat adına bir araya gelmek düşüncesinden doğdu. Dergiyi yayımlamaya başladığımız günden beri, dünyanın tozlu gündeminden uzaklaşmak, edebiyata ve sanata sığınmak isteyen insanların büyük katılımıyla yayın hayatımızı sürdürüyoruz. Aralık 2023’ten bu yana ulusal ölçekte yayın yapıyoruz. Çığ Dergisi internet ortamında sürekli yayın yapmakla birlikte, üç ayda bir belirlediğimiz dosya konuları çerçevesinde basılı olarak da yayımlanıyor. Şu anda basılı dergimizin 10. sayısı için hazırlanıyoruz. Aralık 2026’da üçüncü yayın yılımıza gireceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: Derginin en çok tercih ettiği ve en sık derinlemesine ele aldığı temalar hangileridir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Bizim için en önemli alan yaratım; yani kurmaca eserler. İyi öykülere ve şiirlere yer vermek, yazın dünyasına yeni ve nitelikli eserler kazandırmak istiyoruz. Bunun yanında yazar, şair ve sanatçılarla sık sık söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Böylece onların eserlerini irdeleme, hayatlarını daha yakından tanıma ve düşüncelerini öğrenme fırsatı buluyoruz. Kitap tanıtımlarının yanı sıra denemelere, edebiyat ve sanat tarihine ve felsefeye de sıklıkla yer veriyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: Yayıncılık projenize rehberlik eden derin kültürel öneri — yani misyonunuz — nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Çığ Dergisi, “Edebiyat – Sanat – Felsefe” ekseninde şekillenen yayın çizgisiyle disiplinler arası bir düşünce ve estetik alanı oluşturan, basılı ve dijital olarak yayımlanan bir kültür platformudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Edebiyat – Felsefe” başlığı altında kurgu ile teoriyi, düşünce ile anlatıyı, geçmişin birikimi ile bugünün yorumunu aynı potada buluşturmayı amaçlıyoruz. Edebiyatın yaratıcı damarını besleyen felsefi arka planı görünür kılarken, öykü ve şiire de bu düşünsel hattı tamamlayan bir alan açıyoruz. Felsefenin temel disiplinlerini ise edebiyat ve sanatla kurduğu teorik ve düşünsel bağlar üzerinden ele alarak sayfalarımıza taşıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kültür – Sanat” başlığında ise odağımızı edebiyatın ötesine genişletiyoruz. Sinema, tiyatro, resim, heykel ve müzik gibi farklı sanat dallarına; oyuncuların, müzisyenlerin, ressamların ve heykeltıraşların üretim süreçlerine, sanat anlayışlarına ve yaratım dünyalarına yer vererek onları dergimizin düşünsel ikliminde konuk ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çığ Dergisi, sanatın ve düşüncenin birbirini beslediği bu çok katmanlı yapıyı koruyarak geçmiş ile gelecek, kurgu ile teori, sanat ile felsefe arasında kalıcı bir köprü kurmayı misyon edinmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: Derginin Genel Yayın Yönetmeni olarak görevinizi ve sorumluluklarınızı açıklayabilir misiniz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Aslında görev çok karmaşık. Her şeyden önce derginin yayın çizgisini korumak benim sorumluluğum. Bu nedenle yayımlanacak yazılara karar veriyorum. Bunun yanında dosya konularını belirlemek ve öykü yarışmamızın seçici kurulunu oluşturmak da görevlerim arasında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette bütün bu sorumlulukları tek başıma üstlenmiyorum. Dergimizde editör, yazar ve grafiker olarak görev yapan arkadaşlarımızla birlikte bu zor sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio:</strong> <strong>Kültür derginiz, sizin edebiyata ve yazarlığa olan yatkınlığınızla büyük bir uyum gösteriyor. Derginin Genel Yayın Yönetmeni olmanızın yanı sıra bir edebiyat öğretmenisiniz ve Avusturya’nın en gözde tiyatrolarından biri olan Graz Operası’nda opera eserine dönüştürülerek 2027 yılında sahnelenecek “Anubis’ten Kaçış” (Fuga da Anubi) romanının yazarısınız. Romanınız; içsel yolculuk, kendini sorgulama, özgürlük ve hayatın anlamı gibi tema ve duyguları mitolojik karakterlerle alegorik bir üslupla ele alıyor. Bize bu eserinizden biraz daha bahsedebilir misiniz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Anubis’ten Kaçış, bütün çelişkilerine rağmen dünyaya ve hayata bir anlam vermeye çalışmanın ve doğum ile ölüm arasındaki çok kısa zaman diliminde hayatı sorgulamanın üzerine kurulmuş bir eser.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="370" height="600" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/0002109835001-1.jpg" alt="" class="wp-image-10907" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/0002109835001-1.jpg 370w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/0002109835001-1-185x300.jpg 185w" sizes="auto, (max-width: 370px) 100vw, 370px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzeysel olarak gördüğümüz dünyanın nesnel gerçekliği, derin ve bütünüyle farklı anlamlar barındırabilir. Çoğu zaman bize yön veren insanlar ve olaylar tesadüfi değildir; aksine kendi bakış açımızın bir yansımasıdır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dünyayı kurtarmak bizim elimizde değil; ancak kendi hayatımıza bir yön vermek elimizdedir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kötülüğün içine gömülmüş bu ölümlü dünyada bile güzellik için bir alan vardır. Ancak onu görebilmek için önce kendi içimizdeki karanlıklardan kurtulmamız gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamaktan vazgeçecek kadar çaresiz ve kırılgan hâle gelmiş genç bir adamın hikâyesini anlatıyorum. Onun ruhu, Ölüm Tanrısı Anubis tarafından yeraltında bir kafese hapsedilir; ancak genç adam yeniden yeryüzüne dönmek ve kendi bedeniyle yeniden birleşmek için büyük bir özlem duyar.Genç adam dileğini Şans Tanrıçası Fortuna’ya iletir. Fortuna ise ruhunun aydınlanma süreciyle yüzleşmesini sağlamak üzere kâhin Fatima’yı görevlendirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Metin önce şiir olarak kaleme alındı, daha sonra romana dönüştü. Sevgili dostum, besteci Akın Kilis şiir versiyonunu çok beğendi ve eseri Graz Uluslararası Geleceğin Operaları Yarışması’na sundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eserin kabul edilmesi ve gelecek yıl sahnelenecek olması benim için büyük bir heyecan. O anın gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio:</strong> &nbsp;<strong>Dergi bünyesinde sürekli iş birliği yaptığınız öncü yazarlara mı yer veriyor, yoksa yeni yeteneklere ve her sayı değişen farklı konuklara alan açıp seslerini duyurmayı mı tercih ediyorsunuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Dergimiz; sanatçı, yazar ve şairlere açık olmakla birlikte ülkemizin önde gelen yazarları için özel dosyalar da hazırladık. Necati Tosuner, Faruk Duman ve Şeref Bilsel bunlardan bazıları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dergimizde edebiyat dünyamızın önde gelen yazarları düzenli olarak yazıyor. Fakat dergilerin en önemli görevlerinden birinin yeni yazarlara alan açmak olduğuna inanıyorum. Bu nedenle pek çok genç yazar ve şair de Çığ Dergisi’nde kendine yer bulabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="1024" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-736x1024.jpg" alt="" class="wp-image-10906" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-736x1024.jpg 736w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-216x300.jpg 216w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-768x1068.jpg 768w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-1104x1536.jpg 1104w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9.jpg 1150w" sizes="auto, (max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: Çığ Dergisi şu an nasıl bir yayılma ağına sahip ve okuyuculardan ne tür geri dönüşler alıyor?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> En başından beri ulusal ölçekte, herkese hitap eden ve öncü bir dergi olmak istedik. Bunu büyük ölçüde başardığımızı düşünüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Edebiyatseverler öncelikle internet ortamında dergimizde yayımlanan yazıları okuyorlar. Üç ayda bir basılı olarak çıkan dergimiz ise ülkemizin seçkin kitabevlerinde okuyucularla buluşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: Derginin şu an gündemindeki temel projeler ve gelecekteki yayıncılık hedefleri nelerdir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Dergimizin yürüttüğü birkaç projeden bahsetmek isterim. Her yıl ulusal çapta düzenlediğimiz “Çığ Dergisi Öykü Yarışması”nın bu yıl üçüncüsünü gerçekleştiriyoruz ve yarışmamız yoğun bir katılımla devam ediyor. Çığ Dergisi’nin en büyük hedefi ise kalıcı olmak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde ve dünyada sanatı ve edebiyatı temsil eden bir kültür platformu olarak, yayın çizgimizi her geçen gün daha da zenginleştirerek uzun yıllar devam etmek istiyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio:</strong> <strong>Ülkelerimiz olan İtalya ve Türkiye arasındaki mevcut kültürel ilişkileri ve değişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> İtalya ve Türkiye arasındaki kültürel alışveriş çok eski tarihlere dayanıyor. Bugün de bu ilişkilerin çok boyutlu bir şekilde sürdüğünü görüyoruz. Sinemadan müziğe, edebiyattan diğer sanat dallarına kadar karşılıklı etkileşim devam ediyor. Biz de bu kültürel atmosferi korumak ve geliştirmek için elimizden gelen çabayı göstermeye çalışıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: Dergimiz, ufukları genişletmek, İtalyan kültürünü yurt dışında tanıtmak ve diğer kültürlerle diyaloğu teşvik etmek amacıyla uzun süredir A.I.M. (Associazione per l’Italia nel Mondo / Dünyadaki İtalya Derneği) ile iş birliği yapmaktadır. Derneğin emektar Başkanı Guido Vacca ve Türkiye Ulusal Genel Sekreter Yardımcısı R. Lorena Guarascio’nun çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz de bu tür derneklerle iş birliği yapıyor musunuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> A.I.M. Derneği’nin çalışmalarına; uluslararası ve kültürlerarası köprüler kurma konusundaki coşkusuna, göçmenlere duyduğu saygıya, hayata geçirdiği projelere ve dostluk anlaşmalarına büyük hayranlık duyuyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu vesileyle derneğin eski başkanı, ancak hâlâ aktif bir üyesi olan Guido Vacca’ya da özellikle değinmek isterim.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="890" height="1024" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-890x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-10642" style="aspect-ratio:0.8691575186328877;width:457px;height:auto" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-890x1024.jpeg 890w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-261x300.jpeg 261w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-768x884.jpeg 768w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-1334x1536.jpeg 1334w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1.jpeg 1390w" sizes="auto, (max-width: 890px) 100vw, 890px" /></figure>



<h5 class="wp-block-heading">-Guido Vacca-</h5>



<p class="wp-block-paragraph">R. Lorena Guarascio’yu ise ortak kültürel projeler vesilesiyle şahsen tanıma fırsatım oldu. Kendisine, İtalya ve Türkiye arasındaki ilişkileri kurma, canlı ve verimli tutma konusundaki yetkinliklerinden dolayı büyük saygı duyuyorum. Son görüşmelerimizin ışığında, bizi yeni ve heyecan verici iş birliği ufuklarının beklediğini düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="450" height="599" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/e3543ecb-6e8d-4f5e-954b-7f0b694c4578.jpg" alt="" class="wp-image-10644" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/e3543ecb-6e8d-4f5e-954b-7f0b694c4578.jpg 450w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/e3543ecb-6e8d-4f5e-954b-7f0b694c4578-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 450px) 100vw, 450px" /></figure>



<h5 class="wp-block-heading">-Lorena Guarascio-</h5>



<p class="wp-block-paragraph">A.I.M. gibi derneklerin rolü, Vacca gibi vizyoner isimlerin liderliği ve Lorena’nın farklı ulusları birbirine bağlama yeteneği; sizin, Müdür Lovecchio’nun ve sanat tarihçisi Marisa Milella’nın çalışmalarıyla çok iyi örtüşüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derinden bölünmüş bir dünyada köprüler kuran ve toplumsal bağı güçlendiren bu tür çalışmalar, insani iş birliğinin temel taşlarından birini oluşturuyor ve bugün her zamankinden daha önemli hâle geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz de A.I.M. ile iş birliği yapmayı önemsiyor ve destekleri için kendilerine teşekkür ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio:</strong> <strong>Sizin ve bizim gibi dergiler arasındaki iş birliğini ve daha genel anlamda diğer ülkelerin kültür dergileriyle kurulacak sinerjiyi ne kadar önemli buluyorsunuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Çığ Dergisi, Türkiye’de yayın yapan bir dergi olarak Avrupa’daki kültür ve edebiyat hareketlerini takip etmek, hatta onların bir parçası olmak istiyor. Oluşacak etkileşim ağının, halkların birbirleriyle diyaloğunu artırması ve yeni fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlaması açısından son derece önemli olduğuna inanıyorum. Edebiyat ve sanatın nabzını tutan dergiler, bu kültürel alışverişin en önemli araçlarından biri olabilir. Bu bağlamda uluslararası iş birliklerini çok önemsiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mauro Lovecchio: &nbsp;ITALine Magazine adlı yayınımızı Türk okurlara tanımlamanız gerekirse nasıl tarif ederdiniz? Ve bizi takip edenlere ne dilemek istersiniz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turgut Alp Eroğlu:</strong> Hem ITALine dergisinin yönetimine hem de sevgili Lorena’ya, bize kendimizi anlatma fırsatı verdikleri için çok teşekkür ederim. ITALine Magazine’i, farklı kültürler arasında iletişim ve dostluk köprüleri kurmaya çalışan değerli bir kültür platformu olarak görüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ITALine okurlarına en içten sevgilerimizi ve selamlarımızı gönderiyoruz. Bu keyifli fikir alışverişi ve bize ayırdığınız değerli alan için size yürekten teşekkür ediyor, gelecekte daha fazla ufuk açıcı buluşma ve iş birliği fırsatının doğmasını temenni ediyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sevgili Direktör Turgut Alp EROĞLU, bu keyifli fikir alışverişi ve bize ayırdığınız değerli alan için size içtenlikle teşekkür ediyoruz; bunun gelecekte daha verimli ve güzel buluşma fırsatlarına vesile olmasını diliyoruz.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<h1 class="wp-block-heading">INTERVISTA a Turgut Alp Eroğlu Direttore Editoriale della Rivista Çığ Dergisi.</h1>



<h2 class="wp-block-heading">di Mauro Lovecchio Direttore di ITAline</h2>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph">Buongiorno, gentile Direttore Turgut Alp EROĞLU. La ringraziamo per aver accettato la nostra proposta di incontro. Come è nata l&#8217;idea di fondare la rivista culturale Çığ Dergisi e qual è il suo storico editoriale fino ad oggi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buongiorno, sono io a ringraziare voi; sono davvero felice di essere accolto sulla vostra rivista. L&#8217;idea di fondare Çığ Dergisi è nata dalla voglia di far sentire la voce di chi conduce studi nell’ampio e sfaccettato mondo della cultura, spesso persone giovani, dinamiche e con un mondo pieno di sogni. Fin dal primo giorno proseguiamo la nostra vita editoriale con la partecipazione di chi desidera allontanarsi dalla realtà polverosa del mondo per rifugiarsi nell&#8217;arte e nella letteratura. Pubblichiamo su scala nazionale da dicembre 2023. Oltre all&#8217;edizione digitale, produciamo anche il formato cartaceo ogni tre mesi, e attualmente ci stiamo preparando per il 10° numero.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Quali sono i temi che la rivista preferisce e tratta più frequentemente in modo approfondito?</p>



<p class="wp-block-paragraph">L&#8217;aspetto più importante per noi è quello della creazione, ovvero le opere di finzione; vogliamo dare spazio a racconti e poesie originali che offrano opere nuove e qualificate. Inoltre realizziamo spesso interviste con scrittori, poeti e artisti, esaminando le loro opere e venendo a contatto con le loro vite e il loro modo di pensare. Ci dedichiamo anche alla presentazione di libri di storia, filosofia e saggistica.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Qual è la proposta culturale — ovvero la missione — che guida il vostro progetto editoriale?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çığ Dergisi è una piattaforma culturale che rappresenta un campo di pensiero ed estetica interdisciplinari con la sua linea plasmata sugli assi: finzione &#8211; teoria, intelletto &#8211; narrazione, il bagaglio del passato &#8211; l&#8217;interpretazione del presente.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nella sezione “Letteratura e Filosofia” rendiamo visibile il background filosofico che alimenta la vena creativa della letteratura, e apriamo la strada al racconto e alla poesia che ne completano l&#8217;orizzonte concettuale.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In quella “Cultura &#8211; Arte” ospitiamo diverse discipline artistiche come il cinema, il teatro, la pittura, la scultura e la musica, accogliendo le visioni dei suoi protagonisti e i vari processi produttivi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çığ Dergisi ha assunto come missione quella di preservare questa struttura pluridisciplinare in cui differenti linguaggi e forme di pensiero si nutrono a vicenda.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph">In qualità di Direttore Editoriale della rivista può fare riferimento ai suoi compiti e alle sue responsabilità?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Il compito è abbastanza complesso: ne devo innanzitutto proteggere la linea editoriale, perciò valuto gli scritti che saranno pubblicati. Poi mi occupo di definire i temi dei dossier e di costituire il comitato di selezione del nostro concorso di racconti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Naturalmente mi avvalgo della collaborazione dei miei amici redattori, scrittori e grafici, cercando insieme di adempiere questo ruolo nel miglior modo possibile.</p>



<p class="wp-block-paragraph">La rivista da Lei diretta mostra una grande armonia con la Sua propensione alla letteratura e alla scrittura. Infatti Lei è anche un insegnante di letteratura e l&#8217;autore del romanzo “La fuga da Anubi” (Anubis’ten Kaçış), trasformato in un&#8217;opera lirica per uno dei teatri più rinomati dell&#8217;Austria, il Teatro dell’Opera di Graz, e che sarà messo in scena nel 2027. Il romanzo affronta temi ed emozioni come l&#8217;introspezione, la libertà e il senso della vita con uno stile allegorico attraverso personaggi mitologici. Può parlarci un po&#8217; di più di quest&#8217;opera?</p>



<p class="wp-block-paragraph">“La fuga da Anubi” è un&#8217;opera basata sulle domande che provano a dare un senso al mondo e alla vita nonostante le loro contraddizioni, e nel brevissimo tempo che intercorre tra la nascita e la morte.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="370" height="600" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/0002109835001-1.jpg" alt="" class="wp-image-10907" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/0002109835001-1.jpg 370w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/0002109835001-1-185x300.jpg 185w" sizes="auto, (max-width: 370px) 100vw, 370px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">La realtà oggettiva del mondo che vediamo superficialmente può contenere significati profondi e completamente diversi, e il più delle volte le persone e gli eventi che ci guidano non sono casuali, bensì il riflesso del nostro stesso punto di vista:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Non è in nostro potere salvare il mondo, ma dare una direzione alla nostra vita”.</p>



<p class="wp-block-paragraph">C’è spazio per la bellezza anche in questo mondo mortale sprofondato nella malvagità, ma per vederla dobbiamo prima liberarci dalle nostre tenebre interiori.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Racconto la storia di un giovane indifeso, fragile al punto di rinunciare a vivere; la sua anima viene imprigionata in una gabbia sotterranea dal Dio della Morte Anubi, ma anela a ritornare sulla terra per ricongiungersi al proprio corpo.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Il giovane esprime il suo desiderio alla Dea della Fortuna, la quale invia la veggente Fatima per fargli affrontare il processo di illuminazione dell&#8217;anima.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Il testo è stato redatto dapprima in poesia, successivamente è diventato un romanzo. Il mio caro amico compositore Akın Kilis ha apprezzato molto la versione poetica e l&#8217;ha presentata al Concorso Internazionale delle Opere del Futuro di Graz. Il fatto che sia stata accettata e che verrà messa in scena il prossimo anno è una grande emozione per me, e non vedo l&#8217;ora che arrivi quel momento.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph">All&#8217;interno della rivista accogliete scrittori di primo piano con cui collaborate costantemente, oppure preferite ogni volta aprire spazio a nuovi talenti e ospiti diversi?</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="1024" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-736x1024.jpg" alt="" class="wp-image-10906" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-736x1024.jpg 736w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-216x300.jpg 216w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-768x1068.jpg 768w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9-1104x1536.jpg 1104w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/076aac9c-75de-4463-abe6-8dc57c900cd9.jpg 1150w" sizes="auto, (max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">La nostra rivista ha un respiro internazionale, è aperta a tutti gli artisti, scrittori e poeti anche stranieri; abbiamo inoltre dei dossier speciali dedicati ai principali scrittori del nostro Paese, tra cui Necati Tosuner, Faruk Duman e Şeref Bilsel.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Che tipo di rete di diffusione possiede attualmente Çığ Dergisi e quali feedback riceve dai lettori?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fin dall&#8217;inizio abbiamo voluto essere una rivista pionieristica, rivolta a tutti, e penso che siamo riusciti in gran parte in questo intento.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gli amanti della cultura possono leggere i nostri articoli online, e la nostra rivista cartacea trimestrale incontra i lettori nelle librerie selezionate del Paese.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Quali sono i progetti fondamentali all&#8217;ordine del giorno della rivista, e i futuri obiettivi editoriali?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Quest&#8217;anno realizziamo la terza edizione del “Concorso di Racconti di Çığ Dergisi”, che registra un&#8217;ottima partecipazione.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oltre a ciò, organizziamo laboratori, panel e simposi con scrittori affermati e lettori. Terminate le vacanze estive, saremo immersi in un denso ritmo di lavoro per concretizzare ciascuno di questi punti, cercando di arricchire ogni giorno di più la nostra linea editoriale e sperando di contribuire maggiormente alla storia culturale del nostro Paese e del mondo.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph">Come valuta gli attuali rapporti culturali tra i nostri Paesi, Italia e Turchia?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lo scambio culturale tra Italia e Turchia risale a date molto antiche. Anche oggi vediamo che questi rapporti proseguono in modo multidimensionale. L&#8217;interazione reciproca va dal cinema alla musica, dalla letteratura alle varie diramazioni dell&#8217;arte.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Noi cerchiamo di compiere il massimo sforzo per proteggere e sviluppare questa atmosfera culturale.</p>



<p class="wp-block-paragraph">La nostra rivista collabora da tempo con l&#8217;A.I.M. (Associazione per l’Italia nel Mondo) con l&#8217;obiettivo di ampliare gli orizzonti, promuovere la cultura italiana all&#8217;estero e favorire il dialogo con altre culture. Cosa ne pensa di questo tipo di collaborazione? Anche la vostra rivista lavora con altre associazioni culturali.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="890" height="1024" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-890x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-10642" style="aspect-ratio:0.8691575186328877;width:342px;height:auto" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-890x1024.jpeg 890w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-261x300.jpeg 261w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-768x884.jpeg 768w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1-1334x1536.jpeg 1334w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/WhatsApp-Image-2026-09-03-at-23.04.55-1.jpeg 1390w" sizes="auto, (max-width: 890px) 100vw, 890px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Guido Vacca</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Provo una grande ammirazione per il lavoro dell&#8217;Associazione A.I.M. e per il suo storico Presidente Guido Vacca, per il suo entusiasmo nel gettare ponti internazionali e interculturali, per i progetti e gli accordi di amicizia realizzati.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ho avuto inoltre l&#8217;opportunità di conoscere personalmente la Vicesegretaria Nazionale per la Turchia R. Lorena Guarascio grazie a progetti condivisi, e nutro un profondo rispetto per le sue competenze nel costruire, mantenere vivi e rendere fecondi i rapporti tra l&#8217;Italia e la Turchia.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="450" height="599" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/e3543ecb-6e8d-4f5e-954b-7f0b694c4578.jpg" alt="" class="wp-image-10644" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/e3543ecb-6e8d-4f5e-954b-7f0b694c4578.jpg 450w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/09/e3543ecb-6e8d-4f5e-954b-7f0b694c4578-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 450px) 100vw, 450px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Lorena Guarascio</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Credo quindi che nuovi e interessanti progetti ci attendano.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Quindi il ruolo di realtà come l&#8217;A.I.M., la leadership di figure visionarie come Vacca e la capacità di Lorena di connettere nazioni diverse si allineano perfettamente con il lavoro svolto da lei, caro Direttore, come anche dalla storica dell&#8217;arte Marisa Milella, che in un mondo profondamente diviso, rafforzano la coesione sociale e la cooperazione internazionale. Anche la nostra rivista rimane sempre aperta a questo tipo di partnership. Quanto ritiene importante la collaborazione tra riviste come le nostre e, più in generale, la sinergia con riviste culturali di altri Paesi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">La rivista Çığ, in quanto pubblicazione che opera in Turchia, desidera seguire i movimenti culturali in Europa e, anzi, ambisce a farne parte.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Credo che la rete di interazione che si sta creando sia estremamente importante per accrescere il dialogo tra i popoli e per preparare il terreno alla nascita di nuove idee.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Le riviste che tastano il polso della letteratura e dell&#8217;arte possono essere uno degli strumenti più significativi di questa crescita multilaterale.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph">Se dovesse descrivere ai lettori turchi la nostra pubblicazione, ITAline Magazine, come la definirebbe? E cosa vorrebbe augurare a chi ci segue?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Considero ITAline Magazine un prezioso cantiere di idee, vettore di riflessioni, che si impegna a costruire ponti di comunicazione e di amicizia tra culture diverse.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Inviamo pertanto i nostri più sinceri saluti, ringraziamenti, rispetti e affetto a voi e ai vostri lettori; che con la loro curiosità possano animare sempre le vostre pagine.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Caro Direttore Turgut Alp EROĞLU, La ringraziamo sentitamente per questo piacevole scambio di idee e per il prezioso spazio dedicatoci; che sia foriero di ulteriori proficue occasioni d&#8217;incontro.</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/cig-dergisi-genel-yayin-yonetmeni-turgut-alp-eroglu-ile-soylesi/">Çığ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Turgut Alp Eroğlu ile Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İKİ DÜZ İKİ TERS</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/iki-duz-iki-ters/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2026 23:39:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10897</guid>

					<description><![CDATA[<p>BAHAR YAKA&#8217;NIN YENİ KİTABI &#8220;İKİ DÜZ İKİ TERS&#8221; AYRIKOTU KİTAP ETİKETİYLE YAYIMLANDI BASIN BÜLTENİ / İKİ DÜZ İKİ TERS –&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/iki-duz-iki-ters/">İKİ DÜZ İKİ TERS</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>BAHAR YAKA&#8217;NIN YENİ KİTABI &#8220;İKİ DÜZ İKİ TERS&#8221; AYRIKOTU KİTAP ETİKETİYLE YAYIMLANDI</strong></p>



<figure class="wp-block-pullquote"><blockquote><p><strong>BASIN BÜLTENİ / İKİ DÜZ İKİ TERS – BAHAR YAKA</strong><br><strong>Ayrıkotu Kitap’tan yeni bir roman: İKİ DÜZ İKİ TERS</strong><br><br><strong>Herkes normal bir aileye doğmaz! Peki, sevgi her şeyi değiştirebilir mi?</strong><br><strong>Bir genelevde dünyaya gelen Murat’ın hikâyesi, aile olmanın kan bağıyla değil, can bağıyla ve sevgiyle kurulduğunu hatırlatırken okuru iki paralel anlatının kesiştiği, sürprizlerle örülü bir yolculuğa davet ediyor.</strong><br><strong>Herkes hayata aynı yerden başlamaz. Daha doğdukları anda başkalarının önyargılarına, toplumun acımasız hükümlerine ve kendileri için çoktan yazıldığı sanılan bir kadere mahkûm edilenler vardır. Murat da öyle bir dünyaya doğar, bir genelevde dünyaya gelir. Ancak onun hikâyesini farklı kılan, doğduğu yerden çok, orada kendisine sunulan hayattır.</strong><br><strong>Murat’ın ailesi, alışılmış aile kalıplarının çok uzağındadır. Her biri kendi yaralarıyla, eksiklikleriyle ve hayatın kendilerine bıraktığı izlerle yaşayan bu insanlar, Murat’ın aynı acılara mahkûm olmaması için el ele verir. Kendi kırık dökük hayatlarının içinden ona bambaşka bir gelecek kurmaya çalışırlar. Sevgileriyle büyütür, bildikleri dünyadan korur, hayatın karşısına çıkaracağı kötülüklere karşı onu hazırlamaya uğraşırlar. Çünkü bazen insanın kaderini değiştiren şey, hangi koşullarda doğduğu değil, kimlerin onu hayata tutundurduğudur.</strong><br><strong>İKİ DÜZ İKİ TERS</strong>, <strong>tam da bu noktada, okurunu aile, aidiyet, önyargı, kader ve insanın kendine yeni bir hayat kurma ihtimali üzerine düşünmeye çağırıyor. Toplumun kıyısına ittiği insanların kendi içlerinde kurdukları dünyayı görünür kılan roman, insan ilişkilerinin karmaşıklığını ve sevginin dönüştürücü gücünü odağına alıyor.</strong><br><strong>Birbirine paralel ilerleyen iki hikâyenin eş zamanlı anlatımıyla şekillenen eser, parçaları yavaş yavaş bir araya getirerek okurunu anlatının derinliklerine çekiyor. Her iki hikâyenin de kendi izini sürdüğü bu yolculukta, görünenle gerçek arasındaki mesafe giderek açılıyor. Ve romanın sonu, okuru baştan beri bildiğini sandığı her şeyi yeniden düşünmeye davet eden büyük bir sürprize hazırlıyor.</strong><br><br><strong>Ayrıkotu Kitap, Ekim 2026’da yayımladığı İKİ DÜZ İKİ TERS’in, yazarın bir önceki kitabı DİKİŞ TUTMAZ gibi okurların kalbinde kendine özel bir yer edineceğine inanıyor.</strong><br><br><strong>Çünkü bazı hikâyeler yalnızca anlatılmaz; insanın içinde bir yere dokunur. Murat’ın hikâyesi de doğduğu yerin, içine doğduğu koşulların ve başkalarının onun adına verdiği hükümlerin ötesinde bir hayatın mümkün olup olmadığını soruyor. Cevabı ise okuru, son sayfaya kadar peşinden sürükleyen bir anlatının içinde bekliyor.</strong><br><br><strong>İKİ DÜZ İKİ TERS</strong><br>Yayınevi: Ayrıkotu Kitap<br>Yayın tarihi: Ekim 2026<br>Tür: Kısa roman<br>Yazar: Bahar Yaka<br>Etiket Fiyatı: 200TL<br> <br><strong>Basın iletişim:</strong> <a href="mailto:aytactolgatimur@gmail.com">aytactolgatimur@gmail.com</a>, <a href="mailto:esma.yeniinsan@gmail.com">esma.yeniinsan@gmail.com</a>, <a href="mailto:ayrikotukitap@gmail.com">ayrikotukitap@gmail.com</a><br><br><br><br> </p></blockquote></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="648" height="1024" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/536dbd31-c7c9-470c-a93e-b6ef71abdf8c-648x1024.jpg" alt="" class="wp-image-10898" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/536dbd31-c7c9-470c-a93e-b6ef71abdf8c-648x1024.jpg 648w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/536dbd31-c7c9-470c-a93e-b6ef71abdf8c-190x300.jpg 190w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/536dbd31-c7c9-470c-a93e-b6ef71abdf8c-768x1213.jpg 768w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/536dbd31-c7c9-470c-a93e-b6ef71abdf8c-972x1536.jpg 972w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/536dbd31-c7c9-470c-a93e-b6ef71abdf8c.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 648px) 100vw, 648px" /></figure>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/iki-duz-iki-ters/">İKİ DÜZ İKİ TERS</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaia Nezihe Meriç I. Öykü Ödülü Kazananı Belirlendi</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/gaia-nezihe-meric-i-oyku-odulu-kazanani-belirlendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2026 23:10:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ödülün sahibi Aynalarda Sır Olmak isimli dosyası ile Ergün Doğan oldu Gaia Nezihe Meriç I. Öykü Ödülü Kazananı Belirlendi Gaia&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/gaia-nezihe-meric-i-oyku-odulu-kazanani-belirlendi/">Gaia Nezihe Meriç I. Öykü Ödülü Kazananı Belirlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Ödülün sahibi <em>Aynalarda Sır Olmak</em> isimli dosyası ile Ergün Doğan oldu<br></h2>



<figure class="wp-block-pullquote"><blockquote><p><strong>Gaia Nezihe Meriç I. Öykü Ödülü Kazananı Belirlendi</strong><br><br><strong>Gaia Studio tarafından bu yıl ilki düzenlenen Nezihe Meriç Öykü Ödülü’nün kazananı belirlendi. Ana jürinin verdiği ortak kararla ödülün sahibi <em>Aynalarda Sır Olmak</em> isimli dosyası ile Ergün Doğan oldu.</strong><br><strong><br>Ön jürisinde Selcan Kırnal ve Metin Çalışkan’ın, ana jürisindeyse Jale Sancak, Necla Akdeniz, Zeynep Göğüş, Ahmet Bozkurt, Altay Öktem gibi isimlerin yer aldığı yarışmanın ana jürileri, ön elemeyi geçip kendilerine iletilen dosyalar arasında ödülü Ergün Doğan’ın <em>Aynalarda Sır Olmak</em> dosyasına layık gördü.</strong><br><strong>Nezihe Meriç Öykü Ödülü 2026 ödül töreni 20 Kasım Cuma akşamı saat 19:00’da Cadde Bostan Kültür Merkezi B Salonu’nda yapılacaktır. Kazanan dosya Edisyon Yayınevi tarafından kitaplaştırılacak, ödül töreni sonrası ödülün sahibi Ergün Doğan fuayede kitabını imzalayacaktır.</strong></p></blockquote></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="580" height="582" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/688433c3-bba7-4740-8249-c12174a72ae5-1.jpg" alt="" class="wp-image-10893" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/688433c3-bba7-4740-8249-c12174a72ae5-1.jpg 580w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/688433c3-bba7-4740-8249-c12174a72ae5-1-150x150.jpg 150w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/688433c3-bba7-4740-8249-c12174a72ae5-1-299x300.jpg 299w" sizes="auto, (max-width: 580px) 100vw, 580px" /></figure>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/gaia-nezihe-meric-i-oyku-odulu-kazanani-belirlendi/">Gaia Nezihe Meriç I. Öykü Ödülü Kazananı Belirlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ATAK ZAMANI</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/atak-zamani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 21:38:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10885</guid>

					<description><![CDATA[<p>SELAMİ KARABULUT ATAK ZAMANI Gece telefonun sesini duyunca korkuyla elime aldım.&#160; Gülser’di arayan. “Harun,” “Buyur, bir şey mi var?” “Beni&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/atak-zamani/">ATAK ZAMANI</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">SELAMİ KARABULUT</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ATAK ZAMANI</strong></p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-4fc3f8e1 wp-block-group-is-layout-flex">
<p class="wp-block-paragraph">Gece telefonun sesini duyunca korkuyla elime aldım.&nbsp; Gülser’di arayan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Harun,”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Buyur, bir şey mi var?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Beni kurtar. Hadi, çabuk gel, ne olur!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saatime baktım gece yarısını çoktan geçmişti. Olmadık zamanlarda aramasına alışkındım ama bu saatlerde hiç aramamıştı. “Şimdi oraya nasıl gideceğim? Hem neden beni kurtar, diyor bu kadın.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kimden, ne diyorsun sen,”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sen ne biçim insansın ya!.. Beni götürüyorlar, bana yardım et, diyorum sana. Çabuk gel, hadi,”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Korkuyla kulağımı ahizeye yapıştırarak,&nbsp; “Kim, neden?” diye sordum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu ilk kez muhasebeci arkadaşım Ahmet’in bürosunda görmüştüm. Mutfakta ellerini iki yana açmış, gözleri tavanda, yumrukları sıkılı&#8230; Arkadaşım bana bir şey söylemeden koşarak dışarı çıkmıştı. Çok geçmeden elinde iki tane ayranla geri döndü. Onu şaşkınlıkla izlediğimi görünce: “Baygınlık geçirdi, sıcaktan galiba,” diye geçiştirmişti merakımı.&nbsp; Son bilmem kaç yılın en yüksek sıcaklarını geçirdiğimizi söylüyordu uzmanlar. Duvarda aralıksız çalışan klima da onları haklı çıkarıyormuş gibi uğuldayıp duruyordu. “Yazık kadına,” diye mırıldandım. İyi ki de burada fenalaşmış. Ya yolda falan olsaydı&#8230;&nbsp; Çok geçmeden ikisi de salona gelip karşıma oturdu. Bakımlı yüzü ve geniş gülüşüyle az önce baygınlık geçiren o değildi sanki&#8230;&nbsp; Mini eteği oturunca kalçalarına toplandığından dolgun bacakları daha bir açığa çıkmıştı. Hafif hafif kıpırdayarak eteğini aşağı çekip dizlerini birleştirerek koltuğa iyice yerleşti. Rahat tavırlarıyla özgüveni yüksek biri gibi görünse de kıyafetinden dolayı huzursuz olduğunu hissediyordum. Arkadaşım, “Bak, Harun da şiir yazıyor,” diye tanıttı beni. “İnşaat teknikeri, kalıcı bir iş bulana kadar benim büroda çalışacak.”&nbsp; Kaşlarının birini kaldırıp derin derin süzmeye başladı beni. Gereksiz bir övgüyle tanıştırılmanın mahcubiyetiyle başımla selamlamakla yetindim. “Öyleyse bize bir şiir okur,” Sesi “Aferin,” demesi için çocuğun bir şeyler yapmasını isteyen teyzeler gibi yapmacıktı. “Hayır, ezber bildiğim şiirim yok,” diyerek gülümsedim. Daha ben cümlemi bitirmeden yanına dönerek Ahmet’e işleriyle ilgili sorular sormaya başladı. Alaycı bakışlarından kurtulmanın rahatlığıyla onu incelemeye devam ettim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kahveler geldiğinde soracak soruları bitmiş olmalı ki esneyerek büronun içinde dolaştırmaya başladı gözlerini. Kendi kendiyle konuşuyormuş gibi; “Dört duvar arasına hapsolup masanın arkasında ciddi yüzlerle çalışan insanları görmekten sıkıldım artık,” diye fısıldadı. “Gitmeliyim buralardan. Bir deniz kasabası iyi olur. Ama ben daha çok akşamları gaz lambasının ışığında oturup uzaktan köpek seslerini dinleyerek çayımı yudumlayacağım bir köyde yaşamak isterdim,” dedi. Üstüne vazife olmayan şeylere burnunu sokmaktan korkan biri olsam da bunu pek becerdiğimi söyleyemem. Yine boş bulunup, “Ben de sizin gitmek istediğiniz yerden kaçıp geldim. Burada insan daha çok kendisi olabilir. Taşrada öyle mi, herkes birbirini kollayan bir canavar gibi tetikte. Orada hayat kocaman bir pazıla benziyor.&nbsp; O pazılın parçası olmak zorundasın. Pencerenin kenarında bir gün oturursun, iki gün&#8230; Çok geçmeden seni de kendilerine benzetirler. Doğanın kanunu orada daha sert.&nbsp; Buralar öyle mi? Şu koca kentin her köşesi sana ait. Kaybolur gidersin içinde.” diyerek heyecanlı heyecanlı konuşmaya başladım.&nbsp; Benim sözlerimi afallamış gibi dinlerken, yüzü güneşi takip eden günebakanlar gibi durularak aydınlanıyordu. “Kentler, insanları kendine yabancılaştıran tuzaklarla dolu olsa da kendinden kaçmanın en büyük sığınağı.” diye sözümü sürdürdüm Eline çantasını alarak, “Biz neden burada oturuyoruz öyleyse? Haydi, kalk gidelim, kaybolalım,” dedi.&nbsp; Afallama sırası bana gelmişti. Arkadaşıma baktım. Bilgisayarın maosunu tutan eli, sinirli sinirli ileri geri gidip gelirken diğeriyle de bıyıklarını yolarcasına çekiştiriyordu. Ben konuşurken masasına geçmişti demek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“O para işlerinden başka bir şeyden anlamaz. Boş ver onu, kalk hadi,”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ahmet hâlâ konuşulanları duymuyormuş gibi kafasını bilgisayarın içine sokmuş somurtuyordu. Onu kıracak bir şey yapmak istemiyordum. Bu kentte tek arkadaşımdı. Başım sıkışsa yardım isteyeceğim, olmadık bir sırrımı paylaşacağım ondan başka kimsem yoktu. Zaten onun desteği cesaret vermişti buraya gelmeme. Üniversiteyi bitirince iş hayatında birkaç denemem olmuştu, ama hepsi düş kırıklığıyla bitmişti. Aslında oldukça varlıklı bir ailem var. Akşamları rakı masası kurulur, yenir içilir, sazlar çalınırdı. Kardeşlerim ve akrabalarım koca bir ailenin parçası olmaktan mutluydular. Bense, onlar damlarda halay çekip zılgıtlar atarken içimi burkan acıyla meşguldüm. Öyle birlikte sofraya oturulacak, tarlada çalışıp herkesle aynı saatte yatağa girecek biri değildim. Beni sırtından indirmeyen dedemin mezarı tam evimizin karşındaydı, duymayan kulağı ve görmeyen gözleriyle ninem de ona gitmeye hazırlanıyordu. İnsan geçmişinin hemen karşısında gömülü, geleceğinin de orada sonlanacağını bilerek yaşamını nasıl sürdürebilir? Herkese normal gelen hayatın bu akışı beni çıldırtıyordu. Geceleri soluk soluğa uyanıp pencereden görünen mezarlığa bakarak sabahlıyordum. Ölümden korkmuyordum, hayır! Ölümle yaşamın bir arada olduğu bu korkunç tekdüze korkutuyordu beni. İki yıllık üniversite hayatımda yalnızlığın ve kendine yetebilmenin acılı hazzını tatmıştım bir kez. Kendimle baş başa kalamıyor olmam, beni boğuyor, için için çürüdüğümü hissediyordum. Oralara ait olmadığıma karar verdiğim gün kalkıp Ahmet’in yanına gelmiştim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ahmet,” diye seslendim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Tamam ya siz gidin.” dedi sertçe. “Birazdan ev bakmaya birileri gelecek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Caddeye indiğimizde ilk taksiye el kaldırarak aceleyle arka kapıya yöneldi. Ben de annesini takip eden küçük bir çocuk gibi onun peşindeydim. Koltuğa yerleştikten sonra, “Beyaz Kent’e gider, orada bir şeyler içeriz,” dedi. “Olur,” diye onayladım ama aklım cüzdanımdaydı. Visa kartıyla restorandaki masrafları ödeyebilirdim ancak taksiye verecek nakit param yetecek miydi, bilmiyorum.&nbsp; O tedirginliğimi anlamış gibi. Elini uzatarak “Ben Gülsüm,” dedi. Parmaklarından içime akan sıcaklık ona güvenebileceğimi söylüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taksi, bilmediğim bir semtin ara sokaklarında kıvrılarak ilerlerken üstümüze yıkılacak gibi duran gökdelenleri ve koşuşturan insanları tarıyordum. Az önceki konuşkanlığımı yitirmiştim,&nbsp; onun yerini tuhaf bir çekingenlik almıştı. Daha ineceğimiz yere gelmeden cüzdanından çıkardığı parayı şoföre uzattı. Üstünü vermek için cebine elini sokan adama “Kalsın gerisi,” dedi, anaç bir sesle. Yolun tutarından üç kat fazlaydı bıraktığı bahşiş. Bunun altında kalmak istemeyen taksici, bizi yerlere eğilerek yolcu etti. Oldukça lüks olduğu daha kapısından girmeden belli olan restoranta da görevliler, bizi aynı saygıyla buyur ettiler. Hepsine adıyla hitap ediyor, daha önceki günlerden kalan sohbetlerini anımsatarak espriler yapıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizim geleceğimizi biliyorlarmış gibi masa hemen mezelerle donatıldı. Neden hoşlandığından emin oldukları bir misafiri ağırlıyorlarmış gibi rahattı garsonlar. “Rakı,” dedi sadece. Koşuşturan insanlara bakarken temmuz sıcağında bu kadar ağır bir alkolü nasıl içeceğimizi düşünüyordum. Masanın eksiği kalmadığından emin olunca kadehini kaldırarak “Hoş geldin,”&nbsp; diye gülümsedi. Gözleri gözlerimde, “Neşemizi bulalım, hadi.” İlk kadehten sonra zembereği bozulmuş bir yay gibi açılan dili, ormanın kuytuluğundan seslenen bir kuş gibi aralıksız şakımaya başlamıştı.&nbsp; Anlattığı olayların birini kavrayamadan öbürüne geçiyor, sonra hepsi önemsizmiş gibi kahkahalar atarak espriler yapıyordu. Ona uyum sağlamanın olanaksız olduğunu anlasam da her sözünü can kulağıyla dinliyor, yarım bıraktığı olayların sonunu gerçekten merak ediyormuş gibi sorular soruyordum. Ne anlatırsa anlatsın, derin bir kültürün içinden konuşuyormuş gibi büyülenmiştim karşısında. Ne kadar şanslı olduğumu,&nbsp; beni sevmezse çekeceğim acının derecesini düşünerek daha şimdiden içim içimi yiyordu. Hayatımda böyle bir kadını daha nerde bulacaktım ki?..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Coşkuyla çalınan canlı müziği geride bırakarak çıktığımızda saat, gece yarısına yaklaşıyordu. Kaç kez piste beni de arkasında sürükleyerek fırlamış, saçlarını bir omzundan öbürüne atarak oynayıp durmuştu. Ben karşısında kollarımı havaya kaldırarak eşlik etmeye çalışıyordum ama ona uyum sağlamam söz konusu bile olamazdı. Neyse bitmişti sonunda. Hesabı ödemediğimizi düşünerek “Eyvah!” dedim. Koluma girerek “Ben o işi sen tuvaleteyken hallettim, yürü hadi,” diye kıkırdadı. İlk gördüğümüz kuruyemişçiye daldık. Daha önce hiç görmediğim şişeleri raftan indirtiyor, yemişlerin her birini ayrı ayrı tarttırarak, renk renk sigaraları elindeki poşete atıyordu. Dükkân sahibi, gecenin bu vaktinde bulduğu cömert müşterisini memnun etmek için çırpınmaktan oldukça hoşnut görünüyordu. Cüzdanımı elime alarak kasanın yanında şaşkın şaşkın onları izliyordum. Küçük kardeşini azarlayan bir abla gibi, “Sok onu cebine,” diye payladı beni. “Asla olmaz.” Kavuniçi rengindeki cüzdanında, üst üste sıralanmış kredi kartlarından birini çekip uzattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O alışverişten dönen bir hanımefendi, ben de onun yardımcısı gibiydim yan yana yola koyulduğumuzda. Poşetleri bari taşıyayım da bir işe yarayayım diye hepsini bileklerime dolayıp ona hiçbirini bırakmamıştım. Evinin iki sokak ötede olduğunu söylemesine rağmen gözleri taksi arıyordu. Doğrusu üç bina ötede de olsa yok demeyecektim bu kez para saçmasına. Ayaklarım birbirine dolaştıkça, şıngırdayan şişelerin ağırlığına dayanacak gücüm kalmamıştı. Eve geldiğimizde kendimi banyoya atarak yüzümü ve terden sırılsıklam olmuş koltuk altlarımı soğuk suyla ovalayarak yıkadım. Aynada ne zaman kendimle göz göze gelsem, “Sonu hayır olur inşallah,” diye endişeli endişeli bakıyordum kendime. Bir yandan da içimde kanatlanmaya hazır bir kuş çırpınıp duruyordu. Salona geçtiğimde mumların ışıttığı masayı, tabak tabak mezeler ve şişelerle donatılmış olduğunu gördüm. “Ne zaman ve hangi ara hazırladın bunları sen yahu?” dedim. Keyifli keyifli “Ne var ki? Geç karşıma. Hadi?” diye kıkırdadı. Elinde tuttuğu viski bardağını çoktan yarılamıştı. Benim de içmemi istiyordu. Ben alışkın olmadığımı söylememe rağmen “En azından bira iç.” diye elime şişeyi tutuşturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gece ilerlemesine rağmen konuşmaktan hâlâ yorulmamıştı. Önemli bir bakanlıkta müşavir olduğunu art arda sıraladığı cümlelerin arasından anlamıştım. Övünmeyi sevmiyordu ama hep onu konuşuyorduk. Paris’te hukuk okuduğunu, birçok dil bildiğini, İngilizceyle Almancayı ana dili kadar rahat konuşabildiğini de anlattığı olaylardan öğrenmiştim. Bir ara Londra’da yaşamış. Takıldığı yerlerdeki Türk kadınları, kocalarını kıskanıyormuş ondan. Bu tavırları bir gün canını o kadar sıkmış ki “Sizin hepiniz benim popom olamazsınız.” diyerek masaya çıkıp kalça şovu yapmış. “Bak bunda iddialıyım, benim yaptığımı dansözler bile yapamaz.” deyip sandalyenin üstüne zıpladı. Bana göstere göstere vücudunun hiçbir yerini kıpırdatmadan bir o kalçasını oynatıyordu bir öbürünü. “Bu yaptıkların insan anatomisine aykırı,” diye bağırdım. “Ben insan değilim ki zaten,” diye kahkahalar atmaya başladı. Masaya oturduğunda hem gülmeye devam ediyor hem de gözlerinden yaş geliyordu. Neden birden bire bu hale geldiğini anlayamamıştım. Sonra birden ciddileşerek, “Benimle yatmak istiyorsun değil mi? Hadi, sabahtan beri içime düşeceksin neredeyse.” diye kolumdan çektirerek yatak odasına sürükledi beni. Tutkuyla uzun uzun öptükten sonra  başı yan tarafa düştü. Sonra ani bir hareketle beni üstünden iterek doğruldu. Ne olduğunu anlayamamıştım. “Sıkıldım,” deyip yatağın kenarına geçip oturdu. Israrlarıma hiç kulak asmadan “Sonra devam ederiz. Hadi gel, biranı iç,” deyip bu kez de salona doğru sürüklemeye başladı beni. Yorgun olduğumu söylesem de yarım kalmış biramı içmem için ısrar etmeye devam ediyordu. Israrlarının bir işe yaramayacağını anlayınca, “Dur, sana türkü söyleyeceğim. İçeceksin o zaman bak,” dedi. Bir iki öksürdükten sonra ondan hiç beklemeyeceğim yanıklıkta bir uzun hava söylemeye başladı. Sesi o kadar berrak ve içliydi ki tane tane ağzından dökülen ezgiler canlı bir hücre gibi duvarlarda yankılanırken hayretler içinde ona bakıyordum. Türküyü söylemiyor, sanki içinden bir yerlerden yırtılarak gelen sese aracılık yapıyordu sadece. İnişleri ve çıkışları kusursuzca ayarlamasından diyaframı çok iyi kullandığı belliydi. Neredeyse kendimi koyuverip katıla katıla ağlayacaktım. Ama yine o, her zamanki gibi yapacağını yapmaktan geri kalmamıştı. Masadaki kaşıkları kaptığı gibi, “Kızlara koca vermiyor kocaman kocaman karılar,” diye salonun ortasına kendini atıp misket oynamaya başladı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Yatağa girdiğimizde günün ilk ışıkları perdeyi aralamaya başlamıştı. Kollarımın arasına vücudunu yerleştirerek “Hadi, sarıl,” dedi, “Sımsıkı, sımsıkı, hadi.” Hayatımın kadınını bulmanın mutluluğuyla ensesini öpücüklere boğmaya başladım. Yine birden huysuzlanarak fırlayıp çıktı yataktan.  Yatağın öbür ucuna kıvrılıp gözlerimi kapattım. Ama şuh ve işveli sesiyle “Hadi, kalk ne kadar uykucusun sen,” diye bağırması çok uzun sürmedi. Sıçrayıp kalktığım da “Bak, neler yaptım senin için,” diyerek tepsideki poğaçaları ve simitleri gösteriyordu. Saate baktım, yatalı henüz bir saat olmuştu. “Ne ara yaptı bunları, ne çabuk.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kahvaltıdan sonra kaldırımlarda seken kuşlar gibiydim. Bürodakiler neredeyse beni alkışlarla karşılayacaktı. “Vay çapkınlık ha,” diye anlamlı anlamlı gülen Cemil’e aldırmadan masama yürüdüm. Erkekler inanamıyormuş gibi şaşkın şaşkın birbirine bakıyor, kadınlarsa yaşadıklarımı bildiklerini ima edercesine bıyık altından gülüyorlardı. Çok geçmeden telefonum çaldı. Gülsüm’dü. “Hadi, çık gel, Seni benim dairede bekliyorum,” diyordu. Yanıtımı beklemeden de telefonu kapattı. Mahcupça Ahmet’in odasına doğru yürüdüm. Beni karşısında görünce bilgisayarından kafasını kaldırmadan “Sabahtan beri kaç kez aradı. Bir yere mi gidecekmişsiniz ne?” diye mırıldandı. Soğuk ve kayıtsızdı sesi. Ona minnettarlığımı ifade edecek birkaç cümle kurmaya hazırlanıyordum ki çalan telefonuna uzanarak, “Gidebilirsin!” diye işaret etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geniş bir odanın içinde daha önce hiç görmediğim büyüklükte bir masanın arkasında karşıladı beni. Kapıda adını söylediğimde memurlar ayağa kalkarak önlerini düğmelemiş, içlerinden biri makamına kadar bana eşlik etmişti. Önünde üst üste yığılı dosyaların arasında ciddi bir yüzle incelediği evrakı imzaladıktan sonra, “Hoş geldin. Bir kahve içip çıkarız.” diyerek gülümsedi. Yine aynı ciddiyetle başka bir evraka eğilmişti ki birden kafasını kaldırıp “Kahveyi dışarı da içeriz,” diyerek çantasına uzandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşımıza çıkan ilk markete girdiğimizde henüz öğlen olmamıştı. Gözüne her takılanı sepete koyuyor, marketin içinde açlıktan çılgına dönmüş bir canavar gibi raflara göz atarak reyonlar arasında dolanıyordu. Yine sayısız şişelerin şangırtısıyla kasaya gidip durduk. “Bu kez paraları ben vereceğim,” dedim. Bana sevgiyle bakan gözlerinden şimşekler çakarak “Sen kimsin de benim aldıklarımın parasını vereceksin. Geldin gördün kim olduğumu. Kıytırıktan bir işte çalışıyorsun. Hem de yıllardır kıçımda koşan Ahmet’in verdiği üç kuruşa…&nbsp; Benim paramı mı vereceksin?” diye avaz avaz bağırmaya başladı. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Kasada sıra bekleyenler gülerek bize bakıyordu. Cüzdanımı cebime koyunca, “Şaka şaka, hadi kızma, gül.”&nbsp; diye yaltaklanarak sokuldu yanıma. Bir yandan da dudaklarıma öpücükler kondurarak gönlümü almak için şirinlikler yapmaya çalışıyordu. İçimde ona güvenerek baktığım aynam çatlamıştı. Kırgın değildim ama hiçbir şey eskisi gibi olamazdı artık. Israrlarına yok deyip onu bırakıp gidecek güç de bulamadım kendimde. En azından poşetleri eve bırakayım diye düşündüm. Yol boyu, asık suratımı güldürmek için binbir numara denediyse de beceremedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eve geldiğimizde hemen şişenin birinin ağzını açtı, bir yandan da üstündekileri çıkarıyordu. Yanıma gediğinde çırılçıplaktı yine. İki gündür ona ulaşamamanın gerginliğini üstümden atınca tuhaf bir hüzün çöktü içime. İstediğim ve aradığım aşk bu muydu, emin değildim.&nbsp; “Hadi bana bir şiir oku,” dedi ağzını yaya yaya. Ama ben onun akşam söylediği türküyü söylemek istiyordum. Halının üstüne çökerek avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Baba&nbsp;Bugün&nbsp;Dağ&nbsp;Ayrı&nbsp;Duman&nbsp;Ayrı<br>Oğul&nbsp;Kaş&nbsp;Ayrı&nbsp;Keman&nbsp;Ayrı<br>Düşman&nbsp;Gözün&nbsp;Kör&nbsp;Olsun<br>Gezdik&nbsp;Bir&nbsp;Zaman&nbsp;yardan Ayrı”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben söyledikçe o, iri gözlerini sonuna kadar açarak bana hayran hayran bakıyordu. Sonra o da kendini halının üstüne yüz üstü bıraktı. Kafasını koltuğun arasına sıkıştırarak hıçkırmaya başladı. Boynuma sarılarak “Yine gel ne olur, beni yalnız bırakma;” diye ağlamaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birkaç kez daha gittim evine. Artık masasının üstünde kitaplar yoktu. Her taraf karmakarışık, mutfak bulaşıkla doluydu. Ne kadar ısrar etsem de toplamama izin vermemişti. Gözlerinin altı git gide kararıyor, yüzü endişelenecek kadar kötü görünüyordu. “Hiç mi akraban yok,” dedim. “Sakın akrabalarımı karıştırma. Benim senden başka kimsem yok,” diye bağırmaya başladı. “Sakın.” İşte böyle ne kadar zaman geçti bilmiyorum. O gece beni arayınca sesini duyacağıma sevinerek yerimden fırlamıştım. Ama bu bağrışmalar ve ambulans sesi de neyin nesiydi?&nbsp; “Beni kurtar Harun.&nbsp; Orada gece sabaha kadar bana tecavüz ediyorlar. Oraya gidersem ölürüm” diye durmadan feryat edip duruyordu. Bir erkeğin ona rahatlaması için bir şeyler dediğini duyar gibi oldum. Sesimi yükselterek:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kim o, yanında kim var. Onu bana ver,” dedim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Telefondaki ses, yorgun ve çaresizce “Buyurun,” dedi”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ne oluyor nereye götürüyorsunuz onu,” diye bağırdım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa bir sessizlikten sonra</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Beyefendi kardeşim hasta. Manik depresif. Atak gelince çılgınlar gibi kendini eğlenceye vuruyor. Nesi var nesi yoksa saçıp savuruyor. Yıllardır çekiyoruz biz bunu. Kaç tane kredi kartını doldurmuş, kaç bankadan kredi çekmiş henüz bilmiyoruz.&nbsp; Kusura bakmayın. Eğer size de borcu varsa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerisini duymak istemiyordum. Başımı yastığa gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.</p>
</div>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/atak-zamani/">ATAK ZAMANI</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GÖRKEMLİ BESTELER</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/gorkemli-besteler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 22:09:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10874</guid>

					<description><![CDATA[<p>GÖRKEM NAGANLU&#8217;NUN YENİ KİTABI &#8220;GÖRKEMLİ BESTELER&#8221; RAFLARDA GÖRKEMLİ BESTELER Görkemli Besteler, Görkem Naganlu’nun yıllara yayılan söz ve beste çalışmalarını bir araya&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/gorkemli-besteler/">GÖRKEMLİ BESTELER</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>GÖRKEM NAGANLU&#8217;NUN YENİ KİTABI &#8220;GÖRKEMLİ BESTELER&#8221; RAFLARDA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<figure class="wp-block-pullquote"><blockquote><p><strong>GÖRKEMLİ BESTELER</strong><br> <br><strong>Görkemli Besteler, Görkem Naganlu’nun yıllara yayılan söz ve beste çalışmalarını bir araya getiren özel bir çalışma olarak, okuru yalnızca bir şarkı sözleri kitabıyla değil, aynı zamanda bir sanat yolculuğuyla buluşturuyor.</strong><br> <br><strong>Görkemli Besteler, 2005’ten 2026’ya uzanan geniş bir yaratım döneminin izlerini taşır. &#8220;Bıraktın Sen, Çocuk Masalı, Yüreğim Yanıyor, Affetmem, Unuttum Şimdiden, Zor Geliyor, Uzaklardan, Yeter, Sensizlik Gemisi, Kalbimde Yoksun, Son Sözüm, Keşke, Ayrılığın Rüzgârı, Vazgeç, Bir Şeyler Var, Perdeleri Arala, Geçmişe Dair, Koş Gel, Ömrümün Solu, Yarım Kalan Hikâye ve Tahammül&#8221; gibi eserlerin yanı sıra, 2026 tarihli yeni çalışmalar da kitapta yer alıyor.</strong><br> <br><strong>Kitabın dikkat çekici bölümlerinden biri de “Şarkılara İlham Olan O Görkemli Sözler”. Burada şarkıların arkasındaki düşünsel ve duygusal dünyaya açılan kısa metinler, sözler ve notlar yer alıyor. Böylece kitap, yalnızca tamamlanmış bestelerin sözlerini değil, onları besleyen duygu ve düşünce dünyasını da görünür kılıyor.</strong><br> <br><strong>Naganlu’nun eserlerinde aşk, ayrılık, özlem, umut, kırgınlık ve zaman gibi insanın değişmeyen duyguları öne çıkarken; yıllar içerisinde değişen anlatım biçimi de kitabın satırlarında izlenebiliyor. Bu yönüyle Görkemli Besteler, yalnızca bestelenmiş şarkıların bir arşivi değil, aynı zamanda bir sanatçının yıllar boyunca tuttuğu yaratıcı bir günlük gibi okunabilir.<br> </strong><br><strong>Görkemli Besteler, kelimeden besteye, sahneden ekrana uzanan çok yönlü bir sanatçının üretim dünyasına tanıklık etmek isteyen okurlar için; müzikle edebiyatın kesiştiği, kişisel hafızanın sanatla buluştuğu bir kitap.</strong><br><br><strong><em>YAZARA DAİR</em></strong><br><br><strong>1986 yılında Muğla’da doğan Görkem Naganlu; Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Tiyatro (Dramatik Yazarlık) Anasanat Dalı ile Atatürk Üniversitesi Rekreasyon Lisans Programı mezunudur. Üniversite yıllarından itibaren şiir, tiyatro oyunu, skeç ve reklam metinleri kaleme alan Naganlu, yazarlığını sahne sanatları ve müzik çalışmalarıyla birlikte sürdürmüştür.<br>İstanbul’da reklam yazarlığı yapan, yaratıcı drama ve tiyatro eğitmenliği görevlerinde bulunan Naganlu; oyunculuk deneyimleriyle de sanatın farklı alanlarında üretim gerçekleştirmiştir. Televizyon dizileri, sinema ve kısa film projelerinde rol alan yazar, aynı zamanda profesyonel müzik çalışmalarına söz yazarı ve besteci olarak katkıda bulunmaktadır.</strong><br><br><strong> Çiftçi Jonathan&#8217;ın Korkuluğu, Görkemli Sözler ve Barış Adası Cumhuriyeti adlı kitaplarının ardından gelen Görkemli Besteler, onun yazarlık serüveninin müzikle kesiştiği önemli bir durak niteliğinde.</strong><br></p></blockquote></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="829" src="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/5273f403-2ccb-4dfa-ba06-d14ef6eff11c-1024x829.jpg" alt="" class="wp-image-10883" srcset="https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/5273f403-2ccb-4dfa-ba06-d14ef6eff11c-1024x829.jpg 1024w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/5273f403-2ccb-4dfa-ba06-d14ef6eff11c-300x243.jpg 300w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/5273f403-2ccb-4dfa-ba06-d14ef6eff11c-767x621.jpg 767w, https://cigdergisi.com/wp-content/uploads/2026/10/5273f403-2ccb-4dfa-ba06-d14ef6eff11c.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/gorkemli-besteler/">GÖRKEMLİ BESTELER</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİSİKLETLER BİNENİN</title>
		<link>https://cigdergisi.com/2026/10/bisikletler-binenin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çığ Dergisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 21:17:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cigdergisi.com/?p=10870</guid>

					<description><![CDATA[<p>ZAFER KÖSE BİSİKLETLER BİNENİN Rıza okulun bahçesine girince bize doğru yürümeye başladı. Öğle tatilinin son dakikalarında, sınıftan beş-altı kişi toplanmış&#8230;</p>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/bisikletler-binenin/">BİSİKLETLER BİNENİN</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">ZAFER KÖSE</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>BİSİKLETLER BİNENİN</strong></p>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-4fc3f8e1 wp-block-group-is-layout-flex">
<p class="wp-block-paragraph">Rıza okulun bahçesine girince bize doğru yürümeye başladı. Öğle tatilinin son dakikalarında, sınıftan beş-altı kişi toplanmış zilin çalmasını bekliyorduk. Rıza’nın geldiğini görünce gülüşmeye başladık. Ben pek gülmedim. Diğerleri gülüyor diye azıcık güldüm ama hiç de eğlenceli değildi bu. Günlerdir aynı şey yaşanıyor, benim içim sıkılıyordu. Yine öyle oldu. Bir şey söylemeden, sırıtarak, gözlerini ona diktiler. Rıza’nın ne diyeceğini biliyorlardı. Konuşmak üzere tam ağzını açıyordu ki, bir arkadaşı ondan önce davrandı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Evet Rıza, annenin gelmesine iki gün kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birkaç gün önce başlamıştı bu oyun. Oyun diyorum, ama aslında böyle oyun olmazdı. Geçenlerde öğretmenimiz anlatmıştı ya, şaka yapmak başka bir şeydi, dalga geçmek başka bir şey. Bunların yaptığı dalga geçmekti. Ama öğretmeni doğru dürüst dinlemiyorlardı ki. Aslında dinliyorlardı, ama iyi anlamıyorlardı. Sanki şaka yapıyormuş gibi gülüp duruyorlardı. İnsanı üzerek şaka yapılır mıydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rıza’nın her konuşma girişiminde, lafı ağzından kapıyorlardı. Bir şeyler söylemek için döndüğü her biri, tam Rıza’nın söyleyeceğini, ondan önce davranıp ona söylüyordu. Ezberlemişlerdi artık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Tabii Rıza, bu sefer ikisi birden gelecek. Hem annen, hem de baban.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkadaşı ondan önce davranınca, bir başka arkadaşına dönüyordu, ama yine yetiştiremiyordu. O arkadaşı da tetikte bekler gibi atılıyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Onlar aslında seni çok seviyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra diğeri sözü kapıyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Seni sevdiği için gitti annen.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Aslında baban gitmişti önce. Sana bisiklet almak için çalışmaya başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ama orada çalışmak zormuş, yardım gerekiyormuş, annen de o nedenle gitmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; İşleri hızlı bitsin diye. Sana bisiklet alıp hemen dönsünler diye.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Doğru, benim annem beni o kadar çok sevmiyordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Çok sevse, o da başka bir şehre giderdi, çalışmaya.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Orada zeytin toplama işine girerlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Zaten geçici bir iş o. Zeytinler bitince hemen geri dönecekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Daha dönmeden bile sana para gönderdiler geçenlerde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yani babaannene. Sana çikolata alması için. Sen de o çikolataları bize getirmiştin, biz de yiyelim diye.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Biz de görelim diye, baban nasıl da para göndermiş. Babaannene demiş, Rıza’ya çikolata al demiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o anda araya girdim. Rıza sevinsin istedim. Hem de bir yandan, diğer arkadaşlarımla aynı şeyi yapıyormuşum gibi görünmek istedim. Onlar gibi konuşuyormuş gibi davranıp, Rıza’nın hoşuna gidecek bir şey söylemek için konuştum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Gelecekler. Beş gün kalacak annenle baban.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevincinden adeta zıpladı Rıza.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Beş gün, diye haykırdı. Elini uzatıp bütün parmaklarını açmış, beş diye gösteriyordu. Gülüyordu. Öbür taraftaki arkadaşımıza döndü. Sınıftaki en suskun kızlardan birine. Ama o da Rıza’dan erken davrandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Evet, beş defa yatıp kalkınca, beş gün olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Evet, dedi diğer taraftaki çocuk, beş gün çok zaman.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sana bisiklet getirecekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Hem de dört tekerlekli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Kullanması kolay.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Kullanmayı hemen öğrenemesen de baban sana öğretir. Beş günde rahat rahat öğretir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Beş gün çok zaman.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İyi ki o sırada zil çaldı. Sınıfa girince mecburen susacaklardı. Yoksa öğretmenimiz onlara kızardı. Dalga geçiyorlar diye kızmasa bile, konuştukları için kızardı. Derste konuşulur mu hiç. Aslında dalga geçince de kızar öğretmenimiz. Ama bu sözleri duyunca, o da anlamaz ki dalga geçtiklerini. Bizim öğretmenimiz her şeyi bilir. Yine de, bu sözleri duyunca, kimse anlayamaz, oyun sanır herkes. Oyun gibi konuşuyorlar çünkü, nasıl anlasın öğretmenimiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Biraz daha çalışıp gelecekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Biz bilmiyoruz ama başka çocukların da annesi, babası çalışmaya gidiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sınıfa yürürken bile konuşmaya devam ediyordu pis çocuklar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Gidilir bazen, bir şeycik olmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Gitmeyenler de doğru dürüst oynamıyor zaten çocuklarıyla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bisiklet.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Gidilir, gidilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Dört tekerlekli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bizimkiler o kadar sevmiyordur bizi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sana bisiklet almak için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Evet, dört tekerlekli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öğleden sonraki teneffüslerde, neyse ki başka oyunlara daldılar. Hep beraber oynadık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ertesi gün, Rıza yerinde duramıyor, yarın gelecekler, deyip duruyordu. Ancak o kadarını söylüyordu. Sonrasını hep arkadaşları tamamlıyordu. Evetti, son bir kez daha yatıp kalkınca, yarın olacaktı. Kalkınca hemen gelmeyeceklerdi ama. Uyanınca hemen değildi. Akşam olunca geleceklerdi. Olsundu. Nasılsa yarın tatildi. Cumartesiydi. En iyisi, Rıza geç kalksındı. Akşama kadar zaman çabuk geçerdi, geç kalkarsa. Ama Rıza, sabah gözünü açınca bir daha uyuyamazdı ki. Normal gün olsa uyuyabilirdi. Sabahları babaannesi onu uyandırınca da hep tekrar uyumak isterdi. Ama yarın, sabah erkenden, uykusu kaçardı herhalde. Olsundu. Artık az kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pazar günü, hemen evden çıkıp, Rızaların sokağındaki çocuk parkına gittim. Hemen değil de biraz geç çıkabildim. Annem tutturdu ödevini yap diye. Hızlı hızlı yaptım. Sonra dışarı çıkmama izin verdi. Çıkınca hemen o parka gittim. Merak ediyordum, Rıza’yı görmek istiyordum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koşarken, sokağın köşesinden dönünce birden durdum. Tam durmadım da iyice yavaşladım. Çünkü Rıza parkta değildi. Babasıyla parka gelmemişti. Herhalde daha kahvaltısını yapmamıştı. Bu saate kadar yapmaz olur mu, yapmıştır. Annesi ona yedirmiştir. Sonra da hemen çıkmak istemiştir Rıza. Babasıyla birlikte, bisiklete de binerek, dört tekerlekli bisikletle, onu kolayca sürerek parka gitmek istemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">E, derslerini bitirmeden dışarı göndermemiştir onu annesi. Rıza hızlı hızlı yapmıştır derslerini. Sonra da bisikletini alıp parka gelmeye başlamışlardır. Bisikletle daha hızlı gelinir. Yani Rıza bisiklet sürmeyi bilseydi, şimdiye kadar gelirlerdi. Daha öğrenememiştir. Babası ona öğretiyordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok geçmeden gördüm onu. Onları. Rıza, babasıyla birlikte geliyordu. Ve bisikletiyle! Sürmüyordu bisikletini, gidonundan tutmuş, yanında getiriyordu. Hiç de seviniyor gibi değildi. Sanki bir yük gibi bisikletini taşıyordu. Parka girerken yüzü birden gülmeye başladı. Sanki bana gösterir gibi, ikide bir başını çeviriyor, bisikletine bakıyor, sonra bana dönüyor, sonra tekrar bisikletine bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Salıncaklardan ikisi boştu. Hemen koştuk. Babası ikimizi de salladı. Kaydırağa birlikte koştuk. Çok güzel oynuyorduk. Rıza aralarda hep bisikletine bakıyordu. Ona bir şey söylemeliydim. Sevineceği bir şey. Bisikletin hayırlı olsun, desem olur muydu acaba? Hayır, olmazdı. Öyle büyükler gibi konuşunca, anlardı, onu sevindirmek için mahsusçuktan söylediğimi anlardı. Ne güzel bisiklet desem, o da çok basit olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaydıraktan kaymış, yeniden üstüne çıkmak için merdivene koşuyorduk, birdenbire aklıma geldi. Durdum. Hızla dönüp bisiklete yöneldim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Şunu biraz ben sürsem, baban kızar mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne güzel sordum! Çok iyi düşündüm bunu. Rıza’yı sevindirmeyi başardım. Yüzünden belli oluyordu. Babası da duymuş herhalde. Banktan kalkıp bize doğru yürümeye başladı. Onun da yüzü gülüyordu, ama yine de korktum. Korkmadım da, öyle biraz çekindim işte. Utandım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Neden kızayım? diyerek bisikleti tuttu, parkın çıkışındaki yola doğru çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben hareket etmeyince ekledi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bisikletler binenindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok hoşuma gitti bu söz. Bisiklete binmekten bile daha güzel geldi bana. Hatta denizde yüzmekten, uçurma uçurmaktan, her şeyden güzeldi böyle bir şey duymak. Yavaş yavaş gittim. Bisikletin gidonunu, gövde demirini, oturağını okşadım. Hiç kullanılmamış olduğu belliydi. Yepisyeniydi!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Babası çok ısrar etmiş, ama Rıza binmemiş bisiklete. Korkma demiş, arkada iki küçük tekerleği daha var demiş, düşmezsin demiş. Zaten babası tutarmış onu. Hiç bırakmazmış. Sürmek istemiyormuş Rıza, ama parka giderken evde bırakmak da istemiyormuş. Yanında gezdirmek istiyormuş. Arkadaşları görsün yetermiş, bisiklete binmek istemiyormuş. Israr eden annesine ve babaannesine tamam demiş, sonra demiş, şimdi parka gideyim babamla, yanımda bisikletle, sonra binerim demiş. Yarın sürerim belki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bisiklete binmediği için kızmış mıydı Rıza’ya babası. Hayır, gülerek anlatıyordu bunları. Sınıftaki çocuklar gibi değil, güzel gülüyordu. Sahiden seviyordu. Sadece Rıza’yı değil, sanki beni de seviyordu. Herhalde Rıza’nın arkadaşıyım diye beni de seviyordu. Ben de bisiklete binmek istemedim. İstiyordum binmeyi, ama şimdi binmeyecektim. Tekrar okşadım bisikleti. Anne babası Rıza’ya bunu almak için, onu yalnız bırakıp gitmişlerdi. Rıza’dan önce ben kullanamazdım onu. Evet, bu bisiklete istediğim zaman binebilirdim. Bisikletler binenindi. Ama önce Rıza sürmeliydi onu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonraki günlerde Rıza’yı birkaç kere gördüm. Bisikleti hep yanında oluyordu. Eve girerken babası tutup kaldırıyordu bisikleti, onu da içeri alıyorlardı. Okula bazen annesiyle, bazen babasıyla yürüyerek geliyordu Rıza. Bisikletini hep yanında getiriyordu. Gidonundan tutup çekiyordu. Okulun kapısından girerken bırakıyordu. Annesi veya babası bisikleti geri götürüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Perşembe günü Rıza okula gelmedi. Bir önceki gün söylemişti zaten, öğlene doğru anne babası gidecekti. Onları uğurlayacaktı. Öğleden sonra gelecekti okula. Öğle tatili başlayınca ben hızla çıktım okuldan. Rıza’nın evine koştum. Anne babası gitmiştir veya gitmek üzeredir, Rıza üzgündür diye yanında olmak istiyordum. Onların sokağına döner dönmez durdum. Rıza, kocaman, kalın bir demir çubuğu kaldırıp kaldırıp indiriyordu. Hırsla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ben bisiklet istemiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bağıra bağıra çubuğu vurdukça, bisikletin parçaları etrafa dağılıyordu. Pijamasının bir kısmı kana bulanmıştı. Kolunda da bir çizik vardı galiba. Kaldırımlarda ağabeyler, ablalar, balkonlarda komşu teyzeler, amcalar, herkes kıpırdamadan onu seyrediyordu.</p>
</div>
<p><a href="https://cigdergisi.com/2026/10/bisikletler-binenin/">BİSİKLETLER BİNENİN</a> yazısı ilk önce <a href="https://cigdergisi.com">ÇIĞ DERGİSİ</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
