PELİN ALTINDAĞ/HATALARIMIN SON YOLCULUĞU

HATALARIMIN SON YOLCULUĞU

İşte yine nereye gittiğim ve ne zaman ineceğimi bilmediğim bir yolculuğa çıkma vakti gelmişti. Bu yolculuğa hazırlanmam uzun yıllarıma mal olmuş olsa da artık kendimi buna hazır hissediyordum. Senelerin su gibi akıp geçtiğini görmek ve geri dönülmez bir zaman tünelinin içinde kaybolup gittiğimi hissetmek, bu yolculuğa çıkmama sebep oldu. Artık bana acı veren her olaydan kaçamayacağımı anladığım an iç dünyamdaki mahkemeye de çıkmam gerçeğiyle karşı karşıyaydım. Bavulumun içine yıllardır biriktirdiğim, bazen unutmak için rafa kaldırdığım bazen hep aklıma ansızın geliveren anılarımı, hatalarımı, günahlarımı ve hatta sevaplarımı koymaya çalıştım. Bunların hepsini bavuluma koymaya çalışırken aradan kaçmaya çalışanları hatta o bavula girmek istemeyen düşüncelerimi bile bir şekilde araya sıkıştırdım. Yüzleşme ve hesaplaşma zamanı gelip çatmıştı. Bundan kurtuluş yoktu artık. Nereye kadar ve ne zamana kadar kaçabileceklerini sanıyorlardı acaba? Çok mu ağır oldu ne? Taşıyabilecek miydim acaba bu kadar olayı bilmiyordum. Ama bunu şimdi denemezsem bir daha yapabileceğimi sanmıyordum. Bence bu yolculuk hayatımın bana sunduğu bir hediyeydi.  Sonunun sürprizlerle dolu olduğuna inandığım bir yolculuktu bu.   

Tek başına seyahat etmenin zevki hiçbir şeyde yoktur. Muhakeme yapabileceğiniz ve hatta kafa dinleyebileceğiniz başka bir yer bulamazsınız. Tren yolculuğunda diğer yolculuklar gibi koltuğunuza çakılıp kalmazsınız. Bazen kalkar dolaşır bazen bir sigara içmek için uygun bir yer ararsınız bazen de rayların sesini dinleyerek huzurlu bir şekilde uyur kalırsınız. Ama bu yolculuğumun anlattığım şekilde pek de huzurlu geçeceğini sanmıyorum. Tam aksine sancılı ve uzun geçeceğini düşünüyorum. İnsanın en büyük kavgasının bazen kendisiyle olduğunu sonradan öğrenmeme rağmen hep bu kavgadan kaçmaya çalıştım. Kendimden bu kadar korkacağım hiç aklımın ucundan geçmezdi. Meğer ne zormuş insanın kendisiyle hesaplaşması. Peki, doğru kararı kim verecek? Yine aradığım sorularımı kim bana cevaplayacak? Artık bunu da yolculuğumun gidişatı bana gösterecek. Hazırlıklar tamam olduğuna göre trenin düdüğü çalmadan bir an evvel trenime binmeli ve yola çıkmalıydım.

Kompartımanımda yerimi almam biraz zaman aldı. Bu yolculuğa çıkma kararını tek başıma almamıştım. Buna sebep olan sadece annem ve babamdı. Onlar da belki böyle olsun istemezdi lakin trene çoktan binmiştim bile. Hayatım  akıp giderken yolculuk çoktan başlamış ama ben bu yolculuğun farkına bile varamamıştım. Sanmıştım ki hayat beni hep istediğim yere götürecek, benim isteğime göre yol alacak. Meğer ben hayal kurarken o çoktan yol haritasını çizmiş bile. Ben sadece o yolda istemsizce yürüyen bir yolcusuymuşum. Hiç de benim istediğim bir yol olmamasına rağmen gitmek zorunda kalmışım. Ama artık bu yolda benim de kararlarımın olmasını istiyordum. Yol haritamda benim de çizgilerim olsun. Başka insanların benim yolumu çizmesini değil kendi isteğime göre devam etmek istiyordum. Yeter artık başkalarına göre yaşamaktan yoruldum. Ve beni bekleyen yeni hayatıma yolculuğum başlasın. Nereye mi? Göreceğiz hep birlikte.

Yılların yaşanmışlıkları ve yaşanmamışlıkları beni belirsizliğe sürükleyip götürüyor. Artık biraz akıllanıp kontrolü kendi elime alma vaktimin geldiğini çok iyi biliyorum. Yaşadığım birçok olay hep kendi öz irademle yaptıklarım idi. Şöyle geçmişe bir bakınca çok da iyi ve başarılı işler yaptığım söylenemez. Aslında kader diyerek geçiştiriyoruz. Biraz da akıllı olmak ve daha geniş düşünmek gerekiyormuş. Bunu şimdi koltuğumda oturup trenin kalkış saatini beklerken daha iyi algılıyorum.

Kompartımanımda tek başımayım.  Benden başka kimse yok. İlk defa şans benden yana gibi…Bu yolculukta hayatımın muhakemesini edeceğim. Kendimle yüzleşmek istemem ne kadar canımı acıtsa da bu gerçekten kaçamam artık. Gerçekte yok ama aslında beynimde onlarca kişi ile birlikte tıkış tıkış oturuyoruz. Ben tek başıma seyahat yapmak isterken bu kadar insanın burada ne işi var bir türlü anlamıyorum. Beni bir bıraksalar tek yolculuk yapacağım ama yok…  İlla ki benim ile beraber gelecekler. Halbuki ben trene bindikten sonra arkamdan el salladılar hatta ben gidiyorum diye göz yaşı bile döktüler. Bu ne şimdi? Fikir değiştirip benimle gelmeye mi karar verdiler? Bu insanları anlamakta zorluk çekiyorum. Benim için bir sürü de yolluk hazırlamışlardı, yolda acıkırsam yemek için. Artık hep beraber yeriz sanırım. Varlıkları yok ama sanki ruhları benimle beraber yolculuk yapacaklarmış gibi duruyor.

Yavaş yavaş trenin hareket etmesi ile başlayan yolculuğumun sonunu bilmesem de artık neyle karşılaşacağımı tahmin bile edemiyorum. An ve an, trenin raylardan çıkan sesi ile yaşamak en güzeli. Dedim ya aslında tek değilim. Benimle birlikte gelmek isteyenleri önce tek tek dışarı çıkardım.  Şöyle pencereden dışarıya bakıp manzaranın tadını çıkarmak istiyorum. Yollardaki insan ve onların yaşamlarını düşünerek, hayatları ile ilgili tahminler yapmaya başladım. Gördüğüm insanlar hakkında hemen bir hikâye bulmak benim için hiç de zor değil.  Hele bir de el salladılar mı onlar için neler düşünüyorum bir bilseniz. Kimisi tarlada çalışıp ekmeğinin peşinde koşuyor. Kimisi aceleyle evine gitmek için son enerjisini yürümeye veriyor. En safı da yollarda, tarlalarda oynayan çocukların treni görür görmez sanki en sevdikleri o trende imiş gibi koşa koşa el sallamaları oluyor. Kir pas kıyafetler içindeki çocuklar aslında dünyanın en temiz kalplerine sahipler. Bakmayın üstlerinin kirine pasağına! Kalpleri birçok insandan daha temiz ve saf aslında. Onlara el sallamak kadar güzel bir şey yok. Siz de onlara el salladığınız zaman o kadar mutlu oluyorlar ki… Çocuk işte. Saf ve temiz. Gerçek sevgi. Onları hayal kırıklığına uğratmamak için muhakkak ben de onlara el sallarım ki mutlu olsunlar.

Tam dalmışken hayallerimin en derinine kapının açılması ile kendime geldim. Kimdi acaba içeriye girmek isteyen münasebetsiz? Ya bir bırakın beni yalnız başıma lütfen. Yok illaki bir yoklayacaklar beni. Ne yapıyorum? Ne düşünüyorum? Ben nerede ve nasıl tek başıma kalabileceğim acaba?

Bir baktım gelen gençliğim. Nerden çıktın şimdi sen? Seni hiç düşünmezken birdenbire karşıma niye geldin?

-Sen beni düşünmediğini zannediyorsun ama ben senin hep içindeydim zaten. Öyle dışarıyı seyretmekle ya da beni görmezden gelmekle olmaz bu işler. Bu yolculuğa çıkmadan önce sana söylemek istediğim şeyler var. Özellikle beni kendinden uzak tutamazsın. Senin bu günlere gelmen benim sayemde. Benim hakkımda hep olumsuz olaylar düşünüyorsun ama işin aslı öyle değil. Ben olmasaydım şimdi bu trenin penceresinden dışarıya öyle rahat rahat bakamazdın. Şunu unutma! Ne yaptıysan doğru ya da yanlış o zamanlarda doğru olduğuna inandığın için veya istediğin için yaptın. Lütfen yaşadıkların için pişmanlık duyma. Geriye dönüp düzeltebilir misin? Hayır. Benden kaçma artık yeter. Hatalar insanı olgunlaştırır ve büyütür. Bak sen de çok büyüdün, olgun ve naif bir kadın oldun. Bunun bütün sebebi benim.

– Ama ben de çok hatalar yaptım ve bunları hayatımdan silemedim. Hep bu pişmanlıklarla yaşamaya çalıştım. Şimdi daha farklı yerlerde olabilirdim. O zamanlar niye daha akıllıca düşünmedim diye kendime hep kızıyorum. Şimdiki aklım olsaydı hatalarımın birçoğunu yapmazdım belki de. Daha akıllıca davranırdım ve geleceğimi doğru kararlar üzerine kurardım. Çok pişmanlıklarım var. Evet, artık geriye dönüp o hatalarımı düzeltmem imkansız. O yüzden seni görmezden geliyor ve senden kaçıyorum. Gelmen ve benim karşıma aniden çıkman beni çok şaşırttı.

Seni tam yaşamaya başladığım zaman deli dolu bir genç kızdım. Seni içimde yaşarken başıma buyruk olmak en belirgin özelliğimdi. Ama bunca çılgınlığıma rağmen hep hanım bir genç kız görüntüsüne sahip olmak benim yapımdı sanırım. Herkes beni parmakla gösterirken ben içten içe özgürlüğümü yaşamaya devam ediyordum. Ama biliyor musun, seni yaşarken aynı zamanda evin içinde babamın iflasları, annemin geçim mücadeleleri, ağabeyimin sırf ideali olan doktorluk mesleği için doğunun en soğuk iline gitmesi ve benim bu şartlar altında sahipsiz bir şekilde yaşamaya çalışmam… Biliyor musun, iyi kendimi kurtarmışım aslında. Zor yaşam koşulları içinde bir üniversiteyi kazanabilmek bence o zaman için yine de iyi başarı. Yoksa seni dinleyip sana uysaydım sanırım şimdi koca eline bakan ve kendi ayakları üzerinde duramayan bir kadın olurdum. Bir yerlerde şans yüzüme gülmüş olacak ki o zor şartlarda okuyabildim ve bir meslek sahibi olabildim. Eskilerin dediği gibi koluma altın bileziğimi takabildim. Dedemin sözünü annem o kadar bize söyledi ki: ‘’Erkek okur kendini kurtarır, kız okur; hem kendini hem efradını kurtarır.’’ derdi. İşte bizler de annemin sayesinde belki okuduk ve kendi ayakları üzerinde durduk. Sonra da sıra bana geldi tabii ki… Bazen düşünüyorum da sanki aynı annemin kaderini ben de yaşıyorum. Ama ben annemin yaşadıkları olumsuzlukları taşımak ve yaşamak zorunda değilim ki… Neden böyle bir zorunlulukmuş gibi hemen hemen aynı şeyler benim de başıma geldi ? Artık hayatımda annemden bana geçen bütün olumsuzlukları gönderiyor ve sadece benim için güzel ve iyi olanları seçiyorum.

Benden sonra gelen iki kızımın hayatı da acaba benim yaşadıklarıma bağlı olarak mı geçecek? Hayır.  Onlara benden hiçbir olumsuzluğun geçmesine fırsat vermeden onlar için en iyisini ve hayırlısını seçmeyi kabul ediyorum. Madem evrene ne gönderirsek bize öyle geri dönermiş; o zaman ben de hem kendim için hem de kızlarım için en güzelini seçiyorum. Bari bu yaşımdan sonra daha bilinçli bir şekilde hareket edeyim.

İnsanın özellikle gençliğinde aldığı kararlar geleceğini her şekilde etkilediğini ben ilerleyen yaşlarımda anlayabildim. Sen gençliğim! Hep bana gezmeyi, eğlenmeyi, aşık olmayı ve sadece günümü yaşamamı anlatıp durdun. İşin aslı bütün arkadaşlarım da aynı benim gibi düşünüyordu. Kimse bize siz yanlış yapıyorsunuz veya şöyle yapsanız daha doğru olur demedi. Dedilerse bile bizim bir kulağımızdan girdi, öbüründen çıktı. Ya da güldük, geçtik. Dedim ya, bir yerlerde şans yüzüme güldü ki üniversite okudum ve çalışarak kendi özgürlüğümü kazandım. Gençliğim bu yaşadıklarım senin mi suçun yoksa benim mi, bilemedim şimdi. Karşıma geçip de ben senin geçmişinim diyorsun da ne kadar doğru bir geçmiş sorgularım. Seninle yüzleşmek gerçekten zor benim için. Ama yaptığım hiçbir şeyi geriye dönüp düzeltemeyeceğimi biliyorum ama orda takılı kalıp da yaşamak da istemiyorum. O yüzden seni aniden karşımda görünce çok şaşırdım.

-Hiç şaşırma. İstediğin kadar kaç benden. Veya beni görmezden gel. Ben senin hayatının geçmişte kalan bölümüyüm. Lütfen beni artık kabul etmeli ve benimsemelisin. Herkes hata yaparak doğruyu öğreniyor ve bir yerlere geliyor. Hadi gel sarılalım ve öyle yolculuğuna devam et.

-Dur, öyle hemen seninle nasıl barışabilirim? Benim hatalarım olduğu kadar senin de çok hataların var. Bir genç ailesinden aldığı kültürü benimser ve hayatına uyarlar. Niye başka genç kızlar geleceğine dair planlar yaparken veya attıkları adımlarda daha bilinçli olurken sen niye beni uyarmadın ya da daha bilinçli ve akıllı davranmama neden olmadın? Bana bunu nasıl açıklayacaksın?

-Ailen seni ellerinden geldikleri kadar iyi yetiştirmeye çalıştılar. Ama sen onların sana vermeye çalıştıklarını görmezden geldin ve sadece kendi düşüncelerinin ve fikirlerinin doğrultusunda davrandın. Babanın hastalığı ve annenin geçinmek için çalışmak zorunda olması onların suçu değil. Belki de sen bunu fırsat bilerek özgür yaşamayı seçtin. Biraz da kendine bu soruları sorsan belki de cevabını kendin vereceksin.  Sadece beni suçlamakla kendini temize çıkaramazsın.

-Kendime çok sorularım oldu ama bir türlü cevabını bulamadım. Eksik bir şeylerin olduğunun farkındayım ama ne olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum. Suçlu aramak yerine nedeni aramak daha doğru değil mi? Belki suçlu ailem veya ben. Veya gençlik duygu ve davranışlarım. Ne olduğunu ben de bilmiyorum. Gerçekten sorularımdan ve cevabını aramaktan yoruldum artık. Tamam, ne yaptıysan ya da ne yaşadıysam sonunda doğruyu buldum belki de. Yıllar sadece bana doğrunun ne olduğunu gösterebildi. Hem gençliğimin hem de kendimin yaşadıklarıyla bu günlere geldiysem eğer demek ki ortada yanlış bir şey yok. Eğrisiyle, doğrusuyla olan olmuş ve yine de başarmışım işte. Hatalı aramıyorum aslında. Sadece eksikliğin nerede olduğunu bulmaya çalışıyorum ki kızlarımın da aynı hataları yapmasına müsaade etmeyeyim.  

-Hayatın ta kendisi birer tecrübe değil mi zaten? Her yaşadığımız olay bizi biraz daha büyütüyor ve bazen de akıllandırıyor. Gel ve sırtında taşıdığın bu yükü at artık.

-Doğru söylüyorsun. Seni arkamda bırakmak ve kabullenmemek bana artık çok ağır gelmeye başlamıştı. Gel ve sarıl bana. Beni bırakmadığın için ve ne yaptıysam beni ben yaptığın için sana sonsuz teşekkür ederim. Artık zamanı gelmiş demek. Seninle barışık bir şekilde yolculuğuma devam etmek bana daha iyi gelecek sanırım. Çünkü sen bensin, ben de senim. Sensiz bir hayat olamayacağına göre seninle bu yolculuğa devam etmeyi öğrenmeliyim. Teşekkür ederim beni ben yaptığın için ve bugünlere başım dik ve mükemmel bir şekilde getirdiğin için. Demek ki doğru yapmışım. Yanlış bildiklerim de beni hep doğruya götürmüş. Sağ ol gençliğim. Gel sen de otur yanıma. Bak manzara ne kadar güzel. Şimdi hayata daha güzel ve huzurlu bakabiliyorum.

Trenin düdük sesi ile birlikte yavaşlaması hayra alamet değil. Niye bu tren tarlanın ortasında durdu ki acaba? İnsanların kimi merakından iniyor, kimi pencereden dışarıya bakıyor. Ben de penceremden bakıyorum ama hiçbir şeye anlam veremiyorum. Sonra anladım ki trenin makine dairesinde küçük bir arıza olmuş. Onu kontrol etmek için durmak zorunda kalmışlar. Ne yapalım hayata biraz mola vermek lazım bazen. Ben de bazı yolcular gibi trenden aşağıya inmeye karar verdim. Tam da yemyeşil bir tarlanın ortasında tren arıza verdi. Aynı hayatımız gibi değil mi? Nerede ve nasıl bize dur diyeceğini kimse bilemez.

O tarlanın içinde açmış olan kıpkırmızı gelinciklerin yaz mevsiminin müjdecisi olduğu aşikardı. İnsanın toplamaya bile kıyamayacağı kadar narindi. Şöyle durup nefes almak, açık havada, doğada biraz yürümek belki de uzun zamandır yapmadığımız bir şeydi. İllaki trenin bozulması mı gerekliydi? Niçin kendimize bu kadar küçük bir zaman dilimini bile ayıramıyoruz acaba? Bak nasıl da zaman akıp geçiyor? Bir bakacağız zaman tükenmiş. Ama çoktan o tarlaların içindeki gelincikler solmuş ve biz o güzellikleri görememişiz bile. Biraz zaman geçtikten sonra tekrar trenin acı acı öten düdüğünü duyunca aceleyle yerime geçmek için bindim. İnsanlar telaş içinde kendi kompartımanına gitmeye çalışırken zorla onların arasından geçerek ben de kendi yerime girmemle içeride oturan yaşlı bir teyzeyi fark etmem bir oldu.

-Teyzeciğim burası sizin yeriniz değil. Yanlış geldiniz sanırım.

Teyze şöyle bir etrafına bakındı ve hafifçe gülümseyerek başını iki yana salladı.

-Yok kızım. Yanlış gelmedim. Sen beni henüz tanımıyorsun. Ama ben seni çok iyi tanıyorum. Seni hep izliyor ve gözlüyorum. Sen benim için endişeleniyor ve beni çok düşünüyorsun. Canım benim, sen niye benim için bu kadar çok endişe duyuyorsun ki? Sen ne yaparsan ben o olacağım. Ben senin geleceğinim. Yaşlılığınım. Senin yapacağın her şey beni etkileyecek zaten. Önemli olan şu yanımda oturan genç kızın yaptığı hataları senin bir daha yapmaman. Bak o zaman seninle ne kadar güzel vakit geçireceğiz. Yeter ki attığın adımlarını doğru ve düşünerek at. Sonradan pişman olacağın hareketler yapma. Sen akıllı bir kadınsın. Duygularınla ve mantığınla beraber hareket edersen pişmanlık yaşamazsın.

İnanamıyorum. Bir yandan gençliğim bir yandan yaşlılığım bu yolculuğumda benimle beraber. Ben ne kadar düşünmediğimi zannetsem de hem geçmişim hem geleceğim hakkındaki düşüncelerim hep benimle beraberlermiş meğer. Bazen küs bazen barışık geçinip gidiyormuşuz. Ama hep onları içten içe sorguluyormuşum da haberim yokmuş.

Gençliğimle barışmayı onunla dost olmayı öğrendim. Bazen sohbet ederek yola devam ediyoruz. Ama yaşlılığım hala benimle fazla konuşmak istemiyor sanki. Biliyor ki kafamdaki soruların cevaplarını hala bulabilmiş değilim. Bence onunla da ancak bu yolculuk esnasında arada bir konuşarak ve yaşayarak anlaşacağız. Son durağa gelmeden önce kompartımanıma gelen iki misafirimi iyi ağırlamam ve onlarla iyi geçinmem gerekiyor. Yoksa bu uzun mu yoksa kısa mı olduğunu bilmediğim yolculuğum çekilmez olur.

Zaman da aynı tren istasyonlarının bir bir geçip gitmesi gibi, ellerimin arasından akıp giderken bazı gerçekleri de kabullenmeme neden oldu. Artık yaşamam gereken kendi hayatım var. Ve ne kadar zamanım var bilmiyorum. Her şeyi akışına bırakarak ama kendi içimden geldiği gibi ve doğru olduğuna inandığım şekilde yaşamam gerektiğini biliyorum. Yine dediğim gibi sadece zaman bana bundan sonraki hayatımın nasıl geçeceğini gösterecek. Ben de kendi rolümü en güzel bir şekilde yaşamaya devam edeceğim. Ama sadece kendim için ve inandığım doğrularımı yaşamak için bu hayata devam edeceğim.

O sesler de ne acaba?  Trenin istasyonda durması ile dışarıdaki insanların konuşmaları herkesin dikkatini çekmesi bir oldu. Yine benim içimdeki merakın olaya müdahale etmesine mani olamadım. Dışarıdaki erkek yolcunun bilet konusunda yaşadığı sorunun çözülmesi için hakkını araması çok dikkatimi çekti. Çünkü artık insanlar karşılaştıkları sorunları çözmek yerine o sorundan kaçmayı tercih ediyorlar. Mücadele her konuda olması gerekirken içimizde artık korkak bir insan yaşamaya başlar oldu. Aferin adama! Bak, hakkını nasıl da arıyor. Neyse sorun çözüldü ki yolcular yavaş yavaş yerlerine geçmeye başladı. O da ne? Biraz evvel bilet konusunda sorun yaşayan adam benim kompartımanıma geldi. Şöyle bir bana baktı, bir de biletine baktı ve doğru olduğuna inandıktan sonra başını sallayarak yerine oturdu. Demek ki biletini benim yanımdaki koltuğa kesmişler. Aslında pek de memnun olmuşa benzemiyordu ama yapacak başka bir şey yoktu. Kalan yolculuğumuza beraber devam etmek zorundaydık.

Tanışma merasimi olmadan bu yolculuğa devam etmemiz imkansızdı. Aynı yerde yolculuk yapacağımıza göre önce ben: ‘’Hoş geldiniz.’’ dedim.

-Hoş buldum, dedi ve sustu. Bana önce biraz sakinleşmeye ihtiyacı varmış gibi geldi sanki. Tanışma faslıyla hiç uğraşmaya niyeti yokmuş gibi başını çevirince ben de daha fazla konuşmadan yolu izlemeye devam ettim. Trenin vagonlarında acaba daha kimler hangi hataları sorguluyor diye düşünürken uykunun ağırlığı üzerimden gelmiş geçmiş ve ben rüyalara bile dalmışım. Uyandığımda yeni yolcunun elindeki kitap bir de üzerime örtülmüş olan battaniye dikkatimi çekti. Ne zaman uyumuşum ve bu yabancı adam da benim üzerimi örtmüş acaba?

Herkesin yolculuğu farklı yöne ama varış noktası aynı. Önemli olan bu yaşam yolculuğunu nasıl ve nerelerde, kiminle geçireceğimiz. Herkese iyi yolculuklar dilerim. Hayat da aynı tren yolculuğu gibi gece gündüz gittiğimiz ve son durağını bildiğimiz bir yolculuk değil mi? Son durakta görüşür müyüz, bilemem. Ama hayatımızı nasıl geçirirsek sonunun da öyle biteceğine inandığım için eminim sevdiğim ve bu hayatta değer verdiğim insanlarla son durakta beraber ineceğiz. Kol kola ve yine beraber bir şekilde. Sayımız az veya çok olabilir, bilemiyorum. Bildiğim tek şey bu dünyada yanımda olan insanlar eminim o gün geldiğinde yine benim yanımda olacaklar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir