KENDİ SESİNİ BULMAK VE KENDİ SESİNİ YARATMAK ÜZERİNE
Ben dil ile yaşamı, belki de tüm evreni bir tutuyorum, iletilebilirliğin, bir dile dökülebilirliğin ölçüsünde var olduğumuz kanısıyla yaşıyorum. Yaşamın her anına bir özyaşamöyküsü yazarcasına yaklaşmanın, ona göre her edimi büyük bir titizlikle tartıp biçmenin önemine inanıyorum.
ÖYMEN GÜR
-Biçem (üslup) nedir?
Öymen Gür: Önce ne olmadığından başlayayım çünkü bu sıkça karıştırılan bir konu. Biçemi, sanatçının kullandığı bir dizi tekniğe ya da yazarın yeğlediği söz sanatlarına, tüm bu biçimsel seçimlere indirgemek gibi bir yanlış anlayış var. Oysa biçem doğrudan yapıta karşılık gelir, içerik ile biçimin ayrışmaz bütünlüğüdür, bir anlamda sanatçının benliğinin dışavurumudur. Hem teknik hem de düşünsel birikimin bir konu özelinde iç içe geçmişliğidir, ki işte bu da doğrudan bireyin vicdanıdır.
–Biçem (üslup) üzerine yaptığınız çalışmalara değinmek istiyorum. Bu konuda kitaplar yazıyor, atölyeler düzenliyorsunuz. Neden sizin için bu denli önemli bir konu bu biçem?
Öymen Gür: Bir yapıtın (bu sözcüğü hak eden bir çalışmanın) sanatçının doğrudan kendi uzantısı olduğu, tininin yansımasından başka bir şey olmadığı kanısındayım. En derin kaygılarını, yüreğindeki o çetin çatışmayı dışavurabilmesi için bir sanatçının kendi özgül biçemini geliştirmesi, onunla bir olması gerekir. Doğru, hepimizin yaşamı bambaşka gelişiyor, farklı deneyimler ediniyoruz, ancak, salt yaşantımızın başkalığına, bir anlamda eşsizliğine güvenir de meselelerimizi başka yazarlardan derlediğimiz anonim bir biçimle kaleme almaya, okurlara sunmaya kalkışırsak eğer, kendimizi hiçbir zaman sağın bir biçimde ortaya koyamayız. Birtakım gelişmeleri anlatmakla kalır, o konunun benliğimizde nasıl yankılandığını aktaramayız.
–Sizce biçem olarak zayıf ama sanatsal açıdan güçlü bir eser olabilir mi?
Öymen Gür: Sanat çok yeğlediğim bir sözcük değil, denemelerimde de sıkça vurguladığım üzere ben sanattan çok sanatçının varlığına inanıyorum. Sorunuzu bu bağlamda ele alırsak, biçem yoksunu bir çalışma (yapıt demiyorum) yaratıcısının doğal bir uzantısı olamayacaktır. Sözgelimi, bu bir kitapsa eğer, yazarın biricikliğini, onun o benzersiz dünya görüşünü okurlara yansıtamayacaktır. Dolayısıyla hayır, kendini bulamamış, sanatçıyla bir olamamış biçemi zayıf bir yapıtın kalıcı bir etki bırakması ya da bir klasik olması olanaksız.
-Atölyelerinizde biçem kavramını tartışmayı mı, yoksa katılımcıları kendi biçemlerini oluşturmaları yönünde desteklemeyi mi amaçlıyorsunuz? Sizce “biçem geliştirme” bir atölye konusu olabilir mi?
Öymen Gür: Çok yerinde bir soru. Biçem gibi kişiye özel bir olgunun nasıl atölyesi olabilir diyorsunuz? Bildiğiniz gibi yaratıcı yazarlık atölyeleri ya da kitapları genelde düzgüsel bir biçimde işler, başarılı yazarlardan örneklerle ne yapılması ne yapılmaması gerektiğini öğretir, ki bunda bir sorun yok, bir yazar ya da ozan adayı önce öykünerek gelişir, hayranı olduğu sanatçıları içselleştirir. Ama bir aşamada da artık kabuklarını kırması, daha çok kendi olması gerekir. İşte biz de bu yolda önce biçem kavramını, daha doğrusu, mefhumunu açımlıyoruz atölyede, biçemin ne olmadığını ne olabileceğini tartışıyoruz. Ardından da her katılımcının kendi sesini bulabilmesi için kendi ürettiklerini ayrıntılı bir biçimde çözümleyebilecekleri, böylelikle kendilerini dışarıdan görerek yazınsal benliklerini yakıp yıkıp geliştirebilecekleri bir alet çantası, bir cephanelik sağlamaya çalışıyoruz.
-Dil sizin için yaşamın temel meselelerinden biri. Dil yolculuğunun yaşamsal yolculuktan çok da ayrı olmadığına inanıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?
Öymen Gür: Ben de aynı sizin gibi düşünüyorum. Bu konuyu çok felsefesel bir açıdan da yorumlamak olası ama basitçe özetlemek gerekirse, ben dil ile yaşamı, belki de tüm evreni bir tutuyorum, iletilebilirliğin, bir dile dökülebilirliğin ölçüsünde var olduğumuz kanısıyla yaşıyorum. Yaşamın her anına bir özyaşamöyküsü yazarcasına yaklaşmanın, ona göre her edimi büyük bir titizlikle tartıp biçmenin önemine inanıyorum.
-Biçemiyle sizi etkileyen sanatçılardan bahseder misiniz?
Öymen Gür: Bir önceki soruyla da örtüşür biçimde, ben salt sanatçılardan değil, yaşam biçemiyle bu dünyada iz bırakan birçok farklı insandan etkileniyorum. Bu bir politikacı da olabilir, bir bankacı da, ya da bir doktor ya da yakın bir arkadaşım. Biçemi ben yalnızca sanata özgü bir olgu değil, yaşamın ta kendisi olarak algılıyorum. İlle bir isim vermem gerekirse, unutulmaya yüz tutmuş usta denemecimiz Nermi Uygur’a büyük saygı duyuyorum. Dünya görüşünü bize en doğru biçimde aktarmak için tümüyle özgün bir biçem geliştirdiği için onu Nietzsche ile bir tutuyorum. Herhangi bir denemesini okuduğumda yanı başımda varlığını duyumsuyor, tüm büyük sanatçılar gibi yapıtlarıyla birlikte hâlâ kanlı canlı yaşadığını düşünüyorum.
Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz sevgili Öymen Gür.
