AYŞEGÜL DEMİRCİOĞLU/TEKNO HAYAT

Tekno Hayat

İnsanlar teknik problemlere çözüm ararken teknoloji ilerleyip patent sayıları her geçen gün artarken ütüye bir çare bulunamadı. Bir yandan uzaya gidilirken bizler ütü yapmaya devam ediyoruz. Belki yakın bir gelecekte arkadaşınız size “Kız gel, hadi uzaya gezmeye gideceğiz.” derken sizin vereceğiniz cevap; “Ay şekerim dağlar kadar ütü var, siz gidin ben bitirip yetişirim size.” olursa şaşırmam.  Aslında bazen teknik bir probleme çözüm bulunurken başka bir probleme neden olunuyor. Nasıl mı? Gerçekten çok merak ediyorum; bu kırışık kumaşlar kime battı da sorun oldu acaba? Çare olarak ütüyü buldunuz. Ama sizin çareniz tüm kadınların derdi oldu kardeşim. Keşke bulunmasaydı da herkes kırış buruş giyinseydi. Hatta en kırışık giyinenlere ödül verilseydi. Bir başkası da sanki başka problemler yokmuş gibi saçların beyazlamasına takmış kafayı çare olarak da kınayı, boyayı bulmuş. Herkes beyaz saçla dolaşsaydı, neyiniz eksilirdi? Beyaz saflıktır, ne istediniz beyazlayan saçlardan? Sizler boyayı bulmasaydınız da bizler de beyazlayan saçlarımızı boyatmak zorunda kalmasaydık.

Pek çok buluş gibi bence en önemli buluşlardan biri de tuvalet kâğıdı. Olmasa ne yapardık acaba?  Kayıtlara geçen ilk tuvalet kâğıdı kullanımı Çin’e aitmiş meğerse. Bir devlet görevlisi ve aynı zamanda bir bilgin olan Yan Zhitui, 589 yılında üzerinde felsefi söylemlerin basılı olduğu kâğıtları tuvalet ihtiyaçlarını giderdikten sonra temizlenmek için kullanmaları konusunda halkını uyarmış. Tabii, o zaman kâğıt rulolar yok, peçete şeklindeymiş. Tavernada istek şarkı yazılmış peçeteler gibi düşünün ama tek farkı üzerinde istek şarkı sözü yerine felsefi sözler olmasıymış. Olsun önemli olan insanlık için önemli bir adım atmış olmak.  Adam temizlik hastası bir devlet adamı hem de filozof. Bu iki özelliği nasıl birleştirsem demiş ve böyle bir yol gelmiş aklına. Takdire şayan bir durum. Tuvalete giriyorsunuz, oturuyorsunuz, elinize felsefi söylem olan tuvalet kâğıdını alıyorsunuz ve derin düşüncelere gark oluyorsunuz. Niye şaşırıyorsunuz ki? Şimdi de tuvalette telefona bakıyor veya kitap okumuyor musunuz, ne farkı var? O zamanların felsefi sözlerini bilemem ama aynı dönem olmasa da Victor Hugo’nun felsefi bir sözünün tuvalet kâğıdı üzerinde basılı olduğunu düşündüm : “Yerini vaktinde terk etmeyi bilmek gerçek olgunluktur, sadece acizler kalmakta ısrar eder”. Ortama ne kadar uygun bir söz değil mi? Sonuç, hadi tuvalette uzun süre kalınmaz, basur olacaksın, aciz misin sen? Olgun ol ve terk et burayı. Günümüzde tuvalet kâğıt üreticileri çıldırmakla kalmadı bizleri de çıldırttı. Yok, efendim üç katlısı beş katlısı, fillisi, kuşlusu, renklisi, bambu özlüsü, aloe veralısı derken seçim yapmakta zorlanır olduk. Gerçi tuvalet kâğıdı fiyatlarının tavan yaptığı günümüzde bir nebze de olsa seçim yapmamız kolaylaştı. Ucuzunu buldun mu, boş ver ayrıntıyı hemen at sepete.  Bir yolculuk sırasında sıkıştınız, koştur koştur girdiniz tuvalete; girmeden önce tuvalet kâğıdı mı seçeceksiniz. “Hayır, olmaz, bunlar benim nazik popoma uygun değil. Renksiz, kokusuz, filli değil.” diye burun mu kıvıracaksınız? Aynı hesap. Bulduğunuza şükredip ne bulursanız illaki kullanacaksınız.

Eskiden hatırlarsınız birkaç şampuan markası vardı. Markayı değiştirdin mi büyüklerimiz; “Şampuanı sık sık değiştirmek iyi olmaz, saçların kepeklenir.” derlerdi.  Şimdi bir tane alıyorsun, çok memnun kaldın bitince tekrar aynısı alayım diyorsun. O da ne? Yeni bir çeşidi daha çıkmış ya da artık ürünü bulamıyorsun. Mecburen yenisini al. Bak şimdi de ürünü değiştirdin kepekleneceksin. Sorun değil kepeğe karşı olanı da var. Ama ben daha besleyicisini mi, yoksa nemlendirici içereni mi, onarıcı olanı mı, yok yok en iyisi dolgun gösterenini mi alsam?  Of be! Paran yok derdin yok gibi, çeşit yok derdin yok, çeşit çok derdin çok. Bir de bu derdin üstüne promosyon, indirim takip gibi meseleler de ekleniyor. Çok bilinmeyenli denklem çözüyorsun mübarek. Niye kafamızı bu kadar karıştırıyorlar ki? Okulda bize denklem çözmeyi öğretmelerinin kıymetini şimdi anlıyorum. Havuz problemlerinden çok daha değerli hem de günlük hayatta çok lazım çok. 

Şimdi nankörlük etmeyelim teknolojiye. Tabii, bazı olumsuzlukların yanı sıra bir de “Ne iyi etmişler de bulmuşlar, kim bulduysa Allah razı olsun.” dediğimiz ürünler de var elbette.  Örnek vermek gerekirse bulaşık makinesi, çamaşır makinesi gibi aletler sayesinde sadece parmağımız yoruluyor. Bak bitme sesi de geldi, oh mis gibi yıkandı bulaşıklar, çamaşırlar. Sadece kapağı aç, bulaşıkları dolaplara yerleştir, çamaşırları as. Ama insanoğlunda hep bir memnuniyetsizlik. Buradaki insan biz, insanoğlu da çocuklarımız anlamında… Çocuğunuzdan makineyi boşaltmanıza yardım etmesini isterseniz eğer alacağınız cevap belli. “Of, ya anne!” Sanki eskiden olduğu gibi yağları çıkarmak için su kaynattılar, elleri soğuk sudan morardı ve öyle bir of çektiler ki karşı ki dağlar yıkıldı.

Kahve makinesi sayesinde kızlarımız cezvede kahve pişirmeyi öğrenmek zorunda kalmadı, köpük oldu mu olmadı mı diye sıkıntıları da kalmadı. Evlerin, çeyizlerin olmazsa olmazı ‘airfryer’ lar bile temel ihtiyaç oldu artık. O kadar ihtiyaç ki Türk Dil Kurumu, Türkçe karşılık bulur mu bilemem ama artık İngilizce bilmeyen annem bile “Airfryer” kelimesini günlük rutininde kullanır hale geldi. Büyüklerimizin yaptıkları gibi hesaplıyken alayım, çocukların çeyizine koyayım veya kendi çeyizim için alayım diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ortada daha bir damat adayı yoksa sakın almayın. Aday bulunup evlenene kadar onun modeli çoktan geçmiş olacak çünkü.

Bazı şeyler ne kadar karmaşıklaşıyorsa da bazıları da o kadar basitleşiyor. Eskiden evlenecek yaşa gelmiş gençlerin aileleri tam bir dedektif gibi çalışıp ince araştırmalar yaparlarken günümüzde bu kadar meşakkatli işlere gerek kalmadı. Oğlun hatta kızın kimi getirirse kabul ediyorsun ya da etmek zorunda kalıyorsun. Burada teknoloji dünürcü başınız oluyor yani. Teknoloji aracılıyla insanlar birbirlerini tam tanımadan sadece tanış olup bir anda evlenme kararı alabiliyorlar. Hatta teknoloji o kadar ilerlemiş ki birbirine uygun çiftleri bile eşleştirebiliyormuş. Ne yazılım ama. Yapana helal olsun. Sen yıllar geçse bile herkesi tanıyamamışken yazılım herkesi hemen tanıyor, tanımakla da kalmıyor bir de en iyi çifti eşleştiriyor. Anne babası benim çocuk üniversiteyi bitirdi, yazılımcı oldu; bir yazılımla çok para kazandı diye seviniyor. Ama belki de bilmiyorlar ki çocukları sonuçta okumuş teknolojik bir çöp çatan olmuş.

Televizyonda sabahtan akşama kadar ağzım açık izlediğim programlarda insanlar, birilerini bulmuş; eşini, çoluk çocuğunu bırakmış ve başkasına kaçmış. Sonra öğreniyoruz ki kaçtığı da evli, çoluk çocuk sahibi. Millet birbirini kandırıp dolandırmış. Bacım ne oldu, niye dertlisin böyle, ne olmasını bekliyordun ki? Bu tip insanlara yöneltilen; “Nerede tanıştınız?” sorusuna büyük bir çoğunluğun verdiği cevap “Sosyal medyadan.” şeklinde oluyor. Çok enteresan köyde yaşayan altmış, yetmiş yaşlarındaki insanlar bile birbirini sosyal medyadan bulur hale gelmiş. Teknolojiye ayak uydurdukları için onları takdir etmek gerek sanırım. Sosyal medya, en genel anlamıyla insanların dijital platformlar üzerinde birbirleriyle etkileşimde bulunabildiği ve içerik paylaşabildiği bir çevrimiçi ortammış. İnsanoğlu bu tanımın hakkını vermiş anlaşılan, paylaşılmayan hiçbir şey kalmamış maşallah.

Teknolojiyi kendimizi geliştirmekten ziyade niye boşa zaman kaybettiğimiz bir araç olarak kullanıyoruz ki? Gece bilgisayar ya da televizyon karşısında oturup yatmak bilmeyen sabah da kalkmak bilmeyen bir nesil geliyor, gümbür gümbür. Her şeyi öteler hale gelen bir güruh insana dönüştük. Tükettikçe tükeniyoruz, tükendikçe tüketiyoruz. İnsanların iç derinliklerini keşfedemeden teknoloji sayesinde okyanusların dibini keşfediyoruz. Komşumuzun hatırını sormaya üst kata çıkamazken, uzaya çıkıp bir koloni kurmaya çalışıyoruz. Makineye bağlı yakınımızın fişini kolay çeker hale gelirken telefon şarj kablomuzu fişten çekilmesine tahammül bile edemiyoruz.  Peki, nereye gidiyoruz, sonra ne olacak? Elbette insanın ve teknolojinin olduğu her yerde ve her zaman sorunlar olacak. Sadece vicdanlarımız bizi terk edecek. O da kimin umurunda ki sanki. İnsanlar, eller havaya hep bir ağızdan “Neyse ki teknoloji bizimle, mutlu ve umutluyuz.” diyerek eğlenecekler sanırım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir